Yozgat Konulu Şiirler 3

YOZGAT’IM
Doğruluk var, dürüstlük var özünde,
Şaha kalkmış, kükrer durur Yozgat’ım.
Sıcaklık var, sevgi var her sözünde,
Vatan için titrer durur Yozgat’ım.

Ana gibi dolu, yâr gibi sıcak,
Barış tütsün ister; bu yurt, bu ocak,
Sevgi dolu yüreği kucak kucak,
Yurt nöbeti bekler durur Yozgat’ım.

Yüreği yufkadır, her sözü içten,
Gözü yılmaz zordan, yokluktan, hiçten,
Vatan için dili keskin kılıçtan,
Şehidine ağlar durur Yozgat’ım.

Başı her zaman dik, vicdanı temiz,
İçinde yok kötülükten hiçbir iz,
Bozok Yaylası’nın evladıyız biz,
Yürek yürek çağlar durur Yozgat’ım.
MUHSİN KÖKTÜRK

YİĞİTLER DİYARI GÜZELİM YOZGAT
Yiğitler harmanı, Bozok diyarı,
Güzeldir Çamlık’ı, serin havası,
Burada yetişir adamın hası,
Yiğitler diyarı güzelim Yozgat.

Senin mertliğini tarihler yazar,
Yiğitler diyarına değmesin nazar,
İhanet edene mezarı kazar,
Yiğitler diyarı güzelim Yozgat.

Vatan deyince üstüne yoktur,
Vatan uğruna şehidi çoktur,
Bütün insanları koç oğlu koçtur,
Yiğitler diyarı güzelim Yozgat,

Yürekten bağlıdır aziz vatana,
Nice yiğit verdi vatan uğruna,
Gururla bayrağı basar bağrına,
Yiğitler diyarı güzelim Yozgat.
MUSTAFA EMİNOĞLU

YOZGAT’A DOĞRU
Serin olur şu Çamlık’ın havası,
Arkasına düşer Bozok Yaylası,
Herkese tatlıdır kendi sılası,
Kardeş kalk gidelim Yozgat’a doğru.


Yaylalarda güller açmış tomurcak,
Ne benden kaçarsın yâr bucak bucak?
Vilayetim Yozgat, köyüm Akocak,
Hadi senle gidek Yozgat’a doğru.


Gider m’ola şu Çamlık’ın dumanı?
Kadir Mevla’m sen ver yâre imanı,
Ekinler biçildi, döktü samanı,
Kardeş kalk gidelim Sorgun’a doğru.


Sorma, Mustafa’nın yüreği yara,
Taramış zülüfler, vermiş tımara,
Suya gider idik dere, pınara,
Hadi senle gidek köyüme doğru.
MUSTAFA TAŞKAYA

YOZGAT’IM BENİM
Gönül bahçesinde açan bir gülsün,
Sen ne güzel ilsin Yozgat’ım benim.
Sana gelen canlar her zaman gülsün,
Herkes böyle bilsin Yozgat’ım benim.

Bozok Yaylası’ndan geçiyor yolun,
Akçadağ, Kerkenes iki toy dalın,
Gelin Yaylası’yla Kel Tepe’n kolun,
Güzellere yolsun Yozgat’ım benim.

Nida Tüfekçi’dir gönül ışığın,
Tandır cabasına batmaz kaşığın,
Yazarın, şairin çoktur âşığın,
Mızraplara telsin Yozgat’ım benim.

Sürmeli türküsü gönülde yaşar,
İnsanın çok merttir, engeller aşar,
Saat Kulesi’yle Lüle’n hep coşar,
Taşan güzel selsin Yozgat’ım benim.

Her zaman her yerde söylenir adın,
Tarihe yön vermiş hep birden yadın,
Gizemli yemekle katlanır tadın,
Peteklerde balsın Yozgat’ım benim.
MÜNEVVER DÜVER

YOZGAT
Dünyaya geldiğim güzel ilimdir,
Ekmeğim de benim, aşım da Yozgat.
Kırk sekiz yıldır ağzımda dilimdir,
Yaşadığım her bir yaşımda Yozgat.

Severim o Aslı, ben ise Kerem,
Sevgisiyle beni eyledi verem,
Girip bahçesine gülleri derem,
Taşıdığım taçtır başımda Yozgat.

Nerde gezsem tozsam aklımda her an,
Onsuz her bir günüm virandır viran,
Şüphesiz gönlümde daima duran,
Çalıştığım yerde, işimde Yozgat.

Âşkı ile yürek durmadan atar,
Yürekte vallahi sürekli yatar,
Ne kaybolur, ne boğulur, ne batar,
Bağrıma bastığım taşımda Yozgat.

İçimde ateşi yandıkça yanar,
Beni gören dostlar divane sanar,
Bu fakir daima hep onu anar,
Gözlerimden akan yaşımda Yozgat.

Kime anlatayım derdimi, kime?
Anlatamam bunu ben bu nefsime,
Sığmadı ki aşkı o dört mevsime,
Baharım ve yazım, kışımda Yozgat.

Ey Yozgat’ım senden uzakta bile
Sanma ki yaşarım bir huzur ile,
Adını doladım ben de bu dile,
Gündüz hayal, gece düşümde Yozgat.

Bizde bir laf vardır; derler ki, taman,
İnsana gerekli elbette iman,
Olup da mezara gittiğim zaman,
Nihat der olacak, na’şımda Yozgat.
NİHAT YURT

YOZGAT’A
Yozuna yoz katmış bereket dolu,
Doğudan batıya uzanır yolu,
Çaresiz kalana erişir kolu,
Gönlümde sevginle derinsin Yozgat.

Muslubelen iki yokuşun başı,
Çok meşhur ki söylenir arabaşı,
Şahin bakışıyla göz üstü kaşı,
İzzetle ikramla serinsin Yozgat.

Çamlık’ın göklere direk oluşur,
Dertliler, âşıklar orda buluşur,
Milliyetçi halkın, kurtlar uluşur,
Seni sevmeyenler yerinsin Yozgat.

Şairin, yazarın dernek olmuşlar,
Birlik beraberlik, sevgi dolmuşlar,
Ahmet Sargın ile huzur bulmuşlar,
Mertliğinle sözde erinsin Yozgat.

Hayran oldum Çamlık’ına bakmaya,
Aht eyledim güllerinle kokmaya,
Şiirlerle sana mâni yakmaya,
Osman Ferhat, sense şirinsin Yozgat.
OSMAN AKSOY

YOZGAT DESTANI
Başı boz dumanlı Çamlık’ın başka,
Yazın sıcak, kışın sert olur Yozgat.
Koçak yiğitlerin düşünce aşka,
Gönlünde sevdası mert olur Yozgat.

Yollarımı bekler anayla bacı,
Sen benim ilimsin, başımın tacı,
Özlemini çekmek acıdır acı,
Gurbette kalana dert olur Yozgat.

Yaradan’ım ömür verir ölmezsem,
Yazık bana kıymetini bilmezsem,
Ocak geçer, şubat biter gelmezsem,
Belki de dönüşüm mart olur Yozgat.

İllerin içinde layıksın bana,
Vatan için kıymet verilmez cana,
Kaç şehidin geldi bayrakla sana,
İhtiyarın bile kurt olur Yozgat.

Askerinle dolu hududun ucu,
Kimsede bırakmaz alırsın öcü,
Sana yetmez inan hainin gücü,
Düşmanlar karşında pert olur Yozgat.

Ata memleketim böyle bilirim,
Gurbet kelepçedir, kırar gelirim,
Ecel gelir başa, ben de ölürüm,
Ozan yıldızıma yurt olur Yozgat.
OZAN YILDIZ

SÜRMELİ
Dudağından kor düşer mühür gözlü güzeli,
Göçer harman zamanı kervancı başı sürmeli.
Çöplüçiflik, Kumluca, Karslı Sedir Çolaklı,
Kara tren türküsü Fakılı’da sürmeli.

Halaçlı’da kaygılı yârenleri gülmeli,
Gülistanda yıldızlar Paşaköy’de sürmeli.
Garipli’de tarladır yeşil ekin Çiğdemli,
Gülpınar’da çeşmedir sarı başak sürmeli.

Çeten dolusu saman kışın mal davar yemi,
Nevruzda açar nergis cemre olur sürmeli.
Araplı, Tiftik, Gevrek karşısında Caferli,
Tuzlacık’ta yayılan kuzu olur sürmeli.

Ören köy, Karakaya, Çay ötesi, Selimli,
Karakolda zaptiye başefendi sürmeli.
Çeltek köyünde yatır ağa kızı İlbeyli,
Başpınarlı sevdalı çakır gözler sürmeli.

Kıyılı bahçeleri mis kokulu elmalı,
Sırtı yere gelmeyen pehlivanı sürmeli.
Oluközü, Dayılı, âşık yurdu Melikli,
Sazından âlem tanır Nida Tüfek sürmeli.

Körükte donar, Çardak kış yurdudur ezeli,
Boyalıkta allıktır ipek eşarp sürmeli.
Eski adı Hamam’dı uzak köyü Baraklı,
Hasbek güzeli, Bebek Ilıcası sürmeli.

Çomak Dağı eteği defnelerle çevrili,
Afyonlu tütün sanki esans olur sürmeli.
Çandır’da halı dokur kınalıdır elleri,
Koçak’da yörük kızı kaşı gözü sürmeli.

Sıcak yağlı bazlama afiyetle yemeli,
Sofra kurar yorguna tandır olur sürmeli.
Düşüncede yaşatıp kalp gözüyle görmeli,
Büyük Cami’de ezan, minarede sürmeli.

Divanlı, Topçu, Battal, Bozlak yurdu Seyfeli,
Kuşçu’da halay tutar delikanlı sürmeli.
Gelingüllü Göleti, Yudan yolu, İncirli,
Atın üstünde Ziya Çapanoğlu sürmeli.

Elekçi Yokuşu’nda görünürken Körpeli,
Akpınar, Hacılar da Delibaştır sürmeli.
Serpilmiş, dört bir yana olmuş yaban gülleri,
Kimi olmuş güneyli, Ankara’da sürmeli.

Âdetlerine bağlı, töresine saygılı,
Koşar gelir köyüne bayramları sürmeli.
Eşine yoldaş olur asıllı asaletli,
Çocuğuna anadır gelin kızım sürmeli.

Saat Kulesi sembol, Löklü Salih Oteli,
Demirli Medrese’de hatim olur sürmeli.
Çamlık’ın zirvesinden bakar kartal pençeli,
Burçlarda mızrak mızrak bayrak olur sürmeli.
ÖZ ALİ YILMAZ

“İL”İM YOZGAT’TA
Kıyısı köşesi her yeri bizim,
Silinmemiş hâlâ duruyor izim,
Kalmamış dostlardan kendimden gizim,
Dostluklar sevgiler “il”im Yozgat ’ta.

Mekân ayrı, ama yürekler birlik,
Kurulmuş ezelden düzenlik, dirlik,
Herkesin sesinde bir başka gürlük,
Güzele övgüler “il”im Yozgat’ta.

Sazları bir başka, türküler başka,
Kucak açıyorlar sevgiye, aşka,
Ben de diyorum ki bitmese keşke,
Herkese saygılar “il”im Yozgat’ta.

Zaman akıp gitti kapımda firak,
Bana hiç demeyin burayı bırak,
Yine geleceğiz değiliz ırak,
Samimi duygular “il”im Yozgat’ta .

Yemekleri güzel, doğası güzel,
İnsan hissediyor kendini özel,
Dostluklar kurmuşuz her biri ezel,
Tükenmiş kaygılar “il”im Yozgat’ta.

Peri de umutlandı, size doymadı,
Kendini yabancı biri saymadı,
Kimsenin dilinden kem söz duymadı,
Dünyaya sevgiler “il”im Yozgat’ta.
PERİ FERİDE ÖZBİLGE

SÜRMELİ YOZGAT
Sürmeli Yozgat’ın yolları yokuş,
Sineye saplanır nazarlı bakış,
Yârin cepkeninde sırmalı nakış,
Çapanoğlu yaylasından görünür.

Çiğ dökülür al güllerin üstüne,
Sadık kişi gül gönderir dostuna,
Oturunca Sürmeli’nin postuna,
Gelin kızlar pullu yazma bürünür.

Yozgat’a sorarlar yeşil Sorgun’u,
Çapanoğlu Sürmeli’nin vurgunu,
Misafir gelmişim, gönül yorgunu,
Mısralarım arkam sıra sürünür.

Sürmeli Yozgat’ın katmeri kat kat,
Deresi, çağlayan dağları serhat,
Şirin’i balyozda ararken Ferhat,
Leyla susar, aşk Mecnun’dan yerinir.

Emirdağ’dan saldım haber kuşunu,
Yozgat’a varınca gördüm düşünü,
Bilen bilir bu dağların kışını,
Ak bulutlar kara sürme sürünür.

Yüce dağlarında kar duman duman,
Sürmeli’yle kadim Yozgat’ta zaman,
Herkes sılasına döndüğü o an,
Konak Çayı köpük köpük dövünür.
RABİA BARIŞ

YOZGAT İLİ SANA BEN DE HAYRANIM
Cennet vatanımda, ana yurdumda,
Güzel Yozgat ben de sana hayranım.
Nice sırlar saklı senin ardında,
Güzel Yozgat ben de sana hayranım.

Kara köprüsüne, büyük çamına,
Çorak evlerine, düzlük damına,
Odaları taştan koca hanına,
Güzel Yozgat ben de sana hayranım.

Çamlık’ında duran meşe dalına,
Duasıyla taşlar olan geline,
Gözyaşından çıkan lale gülüne,
Güzel Yozgat ben de sana hayranım.

Bozlak ovasına, çayır sazına,
Maral gibi koşan nazlı kızına,
İnce bellerine, ceylan gözüne,
Güzel Yozgat ben de sana hayranım.

Tarihlerden kalma ipek yoluna,
Çadırşah tahtına, sultan kuluna,
Haz duyar dokunsa kullar eline,
Güzel Yozgat ben de sana hayranım.

Tarihi, kültürü hepsi asırlık,
Kerem’in Aslı’ya diktiği çamlık,
Şiirler yazılmış adına günlük,
Güzel Yozgat ben de sana hayranım.

Burhanşah Sokak’ta duran kalesi,
Kuş olan damadın bitmez çilesi,
Adına ağıtlar yakmış ninesi,
Güzel Yozgat ben de sana hayranım.

Kuru kurak geçen bahar ayları,
Peynir yemez denen yeşil köyleri,
Kul Nabia vardır kaynak çayları,
Güzel Yozgat ben de sana hayranım.
RABİA TAŞDEMİR

ÜRELUĞÜN KOYE GETTİM GONŞULAR
Üreluğün koye gettim gonşular,
Esgi dat galmamış bizim Yozgat’ta.
Ekin kotü, ağaç guru, yeşil yoh,
Tavıh, cücük galmamış heç Yozgat’ta.

Uruplağa, helgir, denesiz bomboş,
Vesait geçmiyor, susalar bi hoş,
Şemşamer, mercimek, ekin, dene yoh,
Çalgı çabıt galmamış heç Yozgat’ta.

Ehlahsız adamlar laf sabı olmuş,
Gangal tikeniynen yazılar dolmuş,
Pahla, gumpür, bostan, kelek tüm solmuş,
Goşulacak at galmamış Yozgat’ta.

Garacula, lalek, helutüneler ,
Bahele gurbanım haggat nerdeler?
Gonüm bütün esgi dadı irdeler,
Daşlayacak it galmamış Yozgat’ta.

Laylun bidon çokelikler guvermiş,
Guccük böyüğ ıhtırıp da düvermiş,
Bizim koyde bile gıtlık olurmuş,
Hatır gonül galmamış heç Yozgat’ta

Ohumuş yazmışı nerde bu ilin?
Alayıcığnızda gelin bi görün,
Burda emmin, dayın, halan ve bibin,
Bekler örenleri şindi Yozgat’ta.

Derdiniz ne, hersin ne de gelmiyon?
Vatanıyın değerini bilmiyon,
Gonuyu gonşuyu niye sormuyon?
Ellaham ki ud galmamış Yozgat’ta.

Yozgatlıyım de de lafta galmasın,
Cennet Sorgun başı eğik olmasın,
Masimezliğ başkaları bilmesin,
Örüm, koküm, udum, arım Yozgat’ta.

Kakıç kahdım kosnüklerin tümüne,
Sodüm iyce navrahsızın yüzüne,
Gurban olun Yozgat’ımın tozuna,
Esgilerden iz galmamış Yozgat’ta.

Gurbanım diyen heç başka il var mı?
Angare, Isdanbıl bizlere yâr mi?
Başka iller suframıza gel der mi?
Paylaşacah aş galmamış Yozgat’ta.

Gurbanım gomşular, bi şekil oldum,
Esgi zibil şimdi sefil, tüm doldum,
Birçoh memlekette misafir galdım,
Yoh gonşular, iş galmamış Yozgat’ta.
RIFAT ÇAKIR

BOZOK GÜZELLEMESİ
Yad ellerde hasretini çektiğim,
Bozok sevdasıyla Yozgat’a selam.
Andıkça da şiirlere döktüğüm,
Bozok sevdasıyla Yozgat’a selam.

Yerköy’ün dört mevsim iklimine bak,
Dokuz ay dalında sararmaz yaprak,
Kavuna tat veren kırmızı toprak,
Bozok sevdasıyla Yozgat’a selam.

Sorgun merkezine kaplıca veren,
Suyuna yıldızlı tesisler kuran,
Gelişim hızıyla dimağ durduran,
Bozok sevdasıyla Yozgat’a selam.

Tarihçe de benzeri yok dünyada,
Gizemli kemeri yaşar hülyada,
Hitit uygarlığı Sarıkaya’da,
Bozok sevdasıyla Yozgat’a selam.

Bir çıktı, pir çıktı Cavlak deresi,
Bereket diyarı oldu yöresi,
Bozulmamış geleneği töresi,
Bozok sevdasıyla Yozgat’a selam.

Karamağra, Çayıralan, Çekerek,
İştah açar lavaşıyla, çökelek,
Üstüne de has naneyle, efelek,
Bozok sevdasıyla Yozgat’a selam.

Şefaatli sarı buğday ambarı,
Arpa, nohut, çavdar, mercimek, darı,
Boğazlıyan’da bal şeker pancarı,
Bozok sevdasıyla Yozgat’a selam.

Akdağmadeni’nin ardıcı çamı,
Mesiresi döker kederi, gamı,
Salebi, sakızı, sulu şalgamı,
Bozok sevdasıyla Yozgat’a selam.

Büyüknefes’te de tarih alası,
Görkemli Cehrilik, Gelin Kayası,
Yaylamızda icat yoğurt mayası,
Bozok sevdasıyla Yozgat’a selam.

Kazankaya Kanyonu’ndan bakarken,
Bal kayadan süzülerek akarken,
Çiğdem çiçek, nevruz lale kokarken,
Bozok sevdasıyla Yozgat’a selam.

Çandır’ın her yanı üzüm bağları,
Kekik tadı verir tereyağları,
Misk, amber kokulu yüce dağları,
Bozok sevdasıyla Yozgat’a selam.

Gönüller arzular Kadışehri’ni,
Kemer gibi akıp giden nehrini,
Testi kebap seven bilir kadrini,
Bozok sevdasıyla Yozgat’a selam.

Gizemlidir Aydıncık’ın öreni,
Hayran bırakıyor gelip göreni,
Yufkasına dut çalması süreni,
Bozok sevdasıyla Yozgat’a selam.

Saraykent tarihten adını almış,
Eski sarayları namını salmış,
Padişahlar konuk etmiş, yollamış,
Bozok sevdasıyla Yozgat’a selam.

Trenle tanınmış Yenifakılı,
El emeği raylarının çakılı,
Tünelleri düşündürür akılı,
Bozok sevdasıyla Yozgat’a selam.

Gelingüllü Esenli’nin göleti,
Deniz gibi cezbediyor milleti,
Yozgat’ta başka tat sazanın eti,
Bozok sevdasıyla Yozgat’a selam.

Adında pirlerin duası vardır,
Mertlik unvanları hep aşikârdır,
Çapanoğlu’ndan da bir yadigârdır,
Bozok sevdasıyla Yozgat’a selam.

Destan oldu Beşçamlar’ın dünyası,
İz bıraktı Sürmeli’nin nidası,
Bozok Gülbahçe’nin kara sevdası,
Bozok sevdasıyla Yozgat’a selam.
SALİM GÜLBAHÇE

YOZGAT’A SELAM
Yiğitlerin harman olduğu diyar,
Bozok Yaylası’ndan selam getirdim.
Kalbindeki sevda, yirmi dört ayar,
Aşkın âlâsından selam getirdim.

Yozgat’ın her karış toprak taşından,
Muslubelen geçit vermez başından,
Testi kebabından, arabaşından,
Keklik çorbasından, selam getirdim.

Yoğut mayasından, sarı yağından,
Beş Çam’ın gizemli otağından,
Sürmeli Çoban’ın sevdalarından,
Sevda yuvasından selam getirdim.

Büyük Camisi’nden, Çapanoğlu’ndan,
Eğrice’de yağan kardan, doludan,
Ağustos ayında, buhar soludan,
Serin havasından selam getirdim.

Nohutlu Baba’nın, Kırk Kızlar’ından,
Gelin Kayası’nın ,ahuzarından,
Yürek göyündüren masallarından,
Kara sevdasından selam getirdim.

Bozoklardan gelen dostluk elinden,
Sürmeliye esen seher yelinden,
Nida Tüfekçi’nin nağmelerinden,
Kültür dehasından selam getirdim.

Ahmet Efendi’den dergâh ehlinden,
İman deryasından, ilim nehrinden,
Büyük şehit veren küçük şehrinden,
Şehit salasından selam getirdim.

Baki selam olsun bizden sizlere,
Tebessüm nakşolsun benizlere,
Gülbahçe’nin sözü damlada zerre,
Gönül deryasından selam getirdim.
SALİM GÜLBAHÇE

SÜRMELİ
Bozok Yaylası’nda bir suna gelin,
Sürüler sağıyor, eller sürmeli.
Yozgat dağlarına yaslanmış belin,
Türküler okuyor, diller Sürmeli.

Bir Hızır yüceden vermiş adını,
Bağında bostan sermiş tadını,
Nakışlı heybeyi örmüş kadını,
Kilimler dokuyor teller Sürmeli.

Ömer Çapanoğlu öncülük etmiş,
Nice zor beyleri önünde yetmiş,
O günden bugüne adın iletmiş,
Âşık Hüzni Baba beyler Sürmeli.

Verimli ovası her yeri harman,
Cennet dağlarına yaslanmış orman,
Şifalı suları dertlere derman,
Deryada çağlayan seller Sürmeli.

Toprak testilerde közde kebabı,
Dağda kaval sesi düzde rebabı,
Sevdalı gönüller sözde erbabı,
Yaylada kekliği yeller Sürmeli.

Şefaatli, Yerköy karşıda Sorgun,
Ova bereketli, toprağı yorgun,
Nida Tüfekçi’nin sazına vurgun,
Bülbüller ezanı söyler Sürmeli.

Akdağmadeni’yle bir Boğazlıyan,
Çekerek Yaylası, sor Çayıralan,
Bir de Sarıkaya Yozgat’ta kalan,
Yârenlik ettiği iller Sürmeli.

Seyfi der Yozgat’ta güzellik tattım,
Dağında gezindim, yaylada yattım,
Sürmeli türküyle dertlerim attım,
Gördüm ki bağında güller Sürmeli.
SEYRULLAH VATANSEVER

BAK HELE
Bir selam vermeden geçme dostuna,
Yabancı değilsin, bizim eldensin.
Bak bütün hâlinle bana benziyon,
Sen yiğidin harman olduğu yerdensin.

Kime küstün, çıkageldin buraya?
Hele bir soluklan, otur şuraya,
Gurbet böyle çeker seni soruya,
Söyle çiçeklerden hangi güldensin?

Telaşlısın, nerden gelip gidiyon?
Paran var mı, nerden bulup ne yiyon?
Kaderine kızıp acep ne diyon?
Yerköy’den mi, Sorgun’dan mı, nerdensin?

Gurbete çıkalı kaç sene oldu?
Aha bak ağlıyon, gözlerin doldu,
Sıladan ayrıldın, olacağı buydu,
Köyünden mi, ilçeden mi, nerdensin?

Yavan ekmek yeme, sana uyar mı?
Sızlanmanı acep anan duyar mı?
Elin vatanında karnın doyar mı?
Hadi söyle, hangi köyden, nerdensin?

Yüksek toplularda al-yeşil perde,
Yok yere uğradım çaresiz derde,
Canım feda olsun mert oğlu merde,
Sen yiğidin harman olduğu yerdensin.

Ben ise tarlayı sattım da geldim,
Anama babama sanki bir eldim,
Gurbette çalıştım, borcumu verdim,
Deyiver gari, kazadan mı, nerdensin?

Özlemişim böyle sohbet etmeye,
Pek sevmem davetsiz yere gitmeye,
Garipsedim dağda davar gütmeye,
Ula tanıdım, sen de bizim köydensin!

Kalktı m’ola dağlardaki karımız?
Çıktı m’ola kovandaki arımız?
Doyurdu mu bu seneki kârımız?
Hadi söyle, Çandır’dan mı, nerdensin?

Gurbette her şey özlem oluyor,
Hemşehriyi sora sora buluyor,
Keder, hüzün göz maziye dalıyor,
Olsun gardaş, tahmin ettiğimiz yerdensin.

Mahsuscuktan kaba saba yazıyom,
Of puf çekip kaderime kızıyom,
Düşündükçe insanlıktan beziyom,
Karamağra, Esenli’mi, nerdensin?

Oğunerek gezmek insanlık daal,
Sen fazla yelikme, ecicik aal,
Gördün mü gobeli herkeşten faal,
Candırdan mı, Eymirden mi, nerdensin?

Sen öyle gördün de öyle istiyon,
Ona buna kızıp bazen, ”Kes!” diyon,
Bugün yorulmuşsun, fazla esniyon,
Kadışehri, Bahadın mı, nerdensin?

Mevzular, mevzular, yine mevzular,
Sıladaki yârim beni arzular,
Hâlimize koymuyor ki dürzüler,
Şefaatli mi, Fakılı mı, nerdensin?
SÜLEYMAN SÖKMEN

YOZGAT
Adın anılıyor yedi düvelde,
Nice yiğitlere harmansın Yozgat.
Duyurdun şanını merde, namerde,
Çanakkale’deki fermansın Yozgat.

Bu vatan uğruna şehitlerin var,
Dünyalar biliyor, şahitlerin var,
Daha nice baba yiğitlerin var,
Eşi bulunmayan bir yansın Yozgat.

Çamlığın başında yanar tüterim,
Allah bilir, ben Mecnun’dan beterim,
Bazen Ziya olur, hasta yatarım,
Sürmelim derdime dermansın Yozgat.

Nida’nın sazında bükülür başım,
Hastane önünde dökülür yaşım,
Ahbaplarım gelir, çekilir kışım,
Anadolu’m gönül alansın Yozgat.

Yaban ellerinde başım hoş değil,
Yaslansam yastığa düşüm hoş değil,
Bülbülüm kafeste, işim hoş değil,
Hayali karşımda duransın Yozgat.

İstersen susayım, dağlar konuşsun,
Nasırlı ellerde bağlar konuşsun,
Kıyamete kadar çağlar konuşsun,
İsmin dilden dile dolansın Yozgat.

Şerafet’im dostlar gurbet gezerim,
Ölürsem sılama kazın mezarım,
Yine dertli söyler, dertli yazarım,
Toprağın tenime sıvansın Yozgat.
ŞERAFETTİN HANSU

YOZGAT
Yozgat bir kar kentidir,
Sürmeli bir türküdür.
Serttir, soğuktur, küçüktür,
İki dağın dudağına kısılmış,
İncecik bir sudur,
İçinde zamandan başka her şeyin aktığı.
Güneşi bir nazlı konuktur yazlar içinde,
Ömrü çiçeklerin rengi kadardır.
Ağaçları çatılardan yüksek,
Avluları evlerinden geniş,
Bir rüzgâr kentidir Yozgat,
Çam kokuları ve bıçkın delikanlıları ile
Yıllardır kesilmeden esen,
Yoksullukla düşlerin iç içe büyüdüğü,
Dar sokaklar, eğri evler boyunca.
Kadını bir eski zaman resmidir,
İşin ve konuşmanın tutkun aynasında.
Erkeği odalar dolusu ağırlık.
Duruldukça kendini bulan sular gibi.
Çocukları büyüdükçe büyüklere benzediği,
Bir taşra kentidir Yozgat,
Zor inanıp güç değişen,
Durur zamanın alnında donuk,
Bir basma entarinin eteğinde,
Soluk, eski desenler gibi.
Günler içinde bir gün,
Dokundu parmakları hayatın,
Ufkumun bunalan perdesine.
Fırınları, sinemaları, minareleriyle.
Hareket ülkesi bir kent simgesi olarak,
Yozgat, girdi ömrüme.
ŞÜKRÜ ERBAŞ

YOZGAT’IM
Sanki gülümsüyor taşı, toprağı,
Çöreği bir başka, çalı bir başka!
Efil efil eser dalı, yaprağı,
Böreği bir başka, balı bir başka!

Dökünce bağlarda ağaçlar gazel,
Sarışın güzelden daha da güzel,
Yozgat’ın her şeyi kendine özel,
Yaylası bir başka, yolu bir başka!

Çomak dağlarıyla Yazır dağları,
Cıvıl cıvıl mor cıngıllı bağları,
Burcu burcu kekik kokar yağları,
Kömbesi bir başka, külü bir başka!

Her hâliyle mest ediyor adamı,
Cehrilik lalesi, Roma Hamamı,
Tarih kokar Yozgat’ımın tamamı,
Lalesi bir başka, gülü bir başka!

Yiğidin nabzının attığı toprak,
Bağrında şehidin yattığı toprak,
Tor tayların cirit attığı toprak,
Kır atı bir başka, nalı bir başka!

Türk’ün kılıcının doğrulduğu yer,
Küffarın her zaman soğrulduğu yer,
Sevda hamurunun yoğrulduğu yer,
Yeşili bir başka, alı bir başka!

En güzel şehridir Anadolu’nun,
Hediyesi bize Çapanoğlu’nun,
Hadimidir Hakk’ın kutlu yolunun,
Dağları bir başka, dalı bir başka!
ÜMİT ZEKİ SOYUDURU

YOZGAT’A SELAM
Alişar Höyüğü, Oğuz boyları,
Kerkenez Kalesi taştan surları,
Bozhöyüğü almış şanından arı,
Alucra’dan size selam getirdim.

Süvari birliği yıktı düşmanı,
Atam bizzat verdi size unvanı,
Ve dedi ki, Yozgat yiğit harmanı,
Alucra’dan size selam getirdim.

Sürmeli Beyi’dir yazmış fermanı,
Vermez kızını da üzer çobanı,
Anadolu duyar sazı, figanı,
Alucra’dan size selam getirdim.

Kırmızı pelveri ve göğ bahlası,
Testi kebabı yemeğin hası,
Koyun yoğurduyla doldurun tası,
Alucra’dan size selam getirdim.

Alucralı Yavuz seviyor sizi,
Kelkit Vadisi’nin kültür merkezi,
Hasretiyle şair eden herkesi,
Alucra’dan size selam getirdim.
YAVUZ KAYACIK

BİR UZUN HAVADIR YOZGAT
Durup durup Yozgat seni anarım,
Kartal olup Beş Çamlar’a konarım,
Anam ağlar, ben anama yanarım.

Çektiklerim yetmedi mi oğul, der;
Bu hasretlik bitmedi mi oğul, der.

Ziya’mın atını sürdüm bir zaman,
Cehrilik’te lâle derdim bir zaman,
Anamı rüyamda gördüm bir zaman.

Allı turnam ötmedi mi oğul, der;
Bu hasretlik bitmedi mi oğul, der.

Çamlık’ın başında bir duman oldum,
Her dem çocuk kalan bir zaman oldum,
Anamın gözünde çağlayan oldum.

Nağmelerim gitmedi mi oğul, der;
Bu hasretlik bitmedi mi oğul, der.

Sülün minarede ezan sesiyim,
Konakların nakış nakış süsüyüm,
Gurbet elde ben anamın yasıyım.

Orda güneş batmadı mı oğul, der;
Bu hasretlik bitmedi mi oğul, der.


Ağustos’ta balta kesmez buz oldum,
Ağ gelinde sürmelenmiş göz oldum,
Anamın dilinde acı söz oldum.

Ecel bizi tutmadı mı oğul, der;
Bu hasretlik bitmedi mi oğul, der.
YUSUF DURSUN

SÜRMELİ
Ay ışığı Beş Çamları öpünce,
Süzülüp yamaçtan iner Sürmeli.
Sevda cephesinde savaş kopunca,
Ziya’nın atına biner Sürmeli.

Yol verirse âşıkların birisi,
Ağıttır, türküdür gelir gerisi,
Sürer küheylanı gece yarısı,
Rüzgârın üstüne sürer Sürmeli.

Efendi Baba’dan desturun alır,
Nazî’nin, Hüznî’nin yanında kalır,
Küheylan sevgidir, burnundan solur,
Dualar altına siner Sürmeli.

Dolanmadan daha Eskipazar’ı,
Çatak’tan Nailî eder nazarı,
Gül uzatır Bağdadî’nin mezarı,
Durulur, hırsını yener Sürmeli.

Tuzkaya’dan Keltepe’ye uzanır,
Çiçeğe, çiğdeme, güle bezenir,
Nohutlu’da biraz vakit kazanır,
Geçmişi gururla anar Sürmeli.

Kirazlı dereden suyunu içer,
Çeşka’nın başına değmeden geçer,
Kerkenez, Alişar, Şebek’e göçer,
Cavlak’tan can suyu sunar Sürmeli.

Konuk olur Deremum’la Mahal’da,
Sual eder allı turnam ne hâlda?
Erenler yoldaştır bırakmaz yolda,
Pirler dolusuna kanar Sürmeli.

Toplanınca yiğitlerin harmanı,
Bozokları sarar sevgi ormanı,
Kemal Paşa’m böyle vermiş fermanı,
Yurt için tutuşup yanar Sürmeli.

Şehitler nöbette bekler yolunu,
Mevla’m darda koymaz Özcan kulunu,
Rahmetle yad eder Çapanoğlu’nu,
Beş vakit çağlayan pınar Sürmeli.
USUF ÖZCAN

ŞEHRİM
Bozok Yaylası’nın var olan çocukları,
Düşene dost olur yâr olan çocukları.

Uzaklardan geliyom merhabalar diyerek,
Vesait olmasa da gelirdim yürüyerek.

Meşhur saat kulesi efsaneye karışmış,
Yapımına tanık yok, var mı yüzü kırışmış.

Bir zamanlar bu yerden yüklü kervan geçerdi,
Eğilir Çamlık’ından soğuk sular içerdi.

Hıdırellez Bayramı gelinlik kızlarıyla,
Ne güzel olur davulu, sazlarıyla.

İşte bu şehrimin şanlı bir mazisi var,
Nasibini almamış canım sevgili diyar.

Gelin halay çekelim mendiller sallayarak,
Eğlenip coş olalım söküversin bu şafak.

Sürmeliler diyarı unutulur mu hiç?
Nedir Yarab diyorum içindeki bu sevinç?

Akdağ’a uzanırken Sorgun’dan geçmek gerek,
Bogazlıyan, Yerköy’üm, unutulmuş Çekerek.

Sarıkaya denince kaplıcayı gördün mü?
Şefaatli’den trenle şöyle bir süzüldün mü?

Akdağ’ın eteğinde Çayıralan Vadisi,
Vaslettiğim şehrimin hepsi birer hamisi.

Geçmişten geleceğe ozanlar görüyorum,
Gerçekleri yansıtan yazanlar görüyorum.

Anadolu Yaylası “Yozgat” denen şehrim var,
Asla kin gütmeyen güler yüzlü hemşehrim var.
ZİYA HIZIROĞLU