Yozgat Konulu Şiirler 1

YOZGAT
Silkiniver şöyle hele bir uyan,
Coşuyor yürekler adını duyan,
Halı tezgâhında sevda dokuyan,
Emekçi kadının terisin Yozgat.

Şanını yüceltir senin hemşerin,
Erkekler şahbazdır, kızlar nazenin,
Hak ile yaşayan özgür ülkemin,
Korkusuz bekçisi, erisin Yozgat.

Yeşilırmak coşar senin selinle,
Meyveler can verir esen yelinle,
Akan derelerin, dağın, belinle,
Kurumuş toprağın ferisin Yozgat.

Yozgat Sürmelisi dillerde gezer,
Gam ve hüzün dolar nağmenle her yer,
Sürmeli güzeller adını süsler,
Tarihe şan veren perisin Yozgat.

Kışların soğuktur, baharın serin,
Gönlümün içinde belki en derin,
Tarihi hanların ve camilerin,
Yurdumda mesire yerisin Yozgat.

Bereket sağlıyor tarlada kadın,
Erkekler yoldaşın, kolun kanadın,
Asırlarca sürsün o şanlı adın
Değil ikisi, üçü, birisin Yozgat.

Saat kulen parkta zamanı söyler,
Dağlık da olsa zengindir köyler,
Senden ayrı kalan bilmem ki neyler,
Gönül kitabının serisin Yozgat.

Sorgun, Sarıkaya ve Boğazlıyan,
Çekerek ve Yerköy ya Çayıralan,
Daha nice ilçe ve köyle dolan,
Ülkemin en şirin şehrisin Yozgat.
AFET İNCE KIRAT

SÜRMELİ
Sürmeliyi gördüm Bozok ilinde,
Kaşları Sürmeli, gözü sürmeli.
Tatlı sözleri bal olur dilinde,
Şekerdir dökülen sözü sürmeli.

Güzeller güzeli seçilmiş belli,
Salınarak geçip gider tan yeli,
Huri mi, melek mi yoktur emsali,
Güzeller güzeli pozu sürmeli.

Karadır kaşlar, kirpiği yay gibi,
Geri çekildi ürkek bir tay gibi,
Yüreğim bölük, kırılmış fay gibi,
Yakıvermiş ateşi, közü sürmeli.

Takmış başına, yakışmış yemeni,
İsterdim bana sevdiğim demeni,
Unutur muyuz gönülden seveni?
Yollamış mektubun yazı sürmeli.

Usulca sokuldum, geriye durdu,
Gerilmiş ok misal kalbimden vurdu,
Neden, niçin geldin diyerek sordu,
Geçip gider yola tozu sürmeli.

Ahmedi’yem acı sözü nideyim?
Bir tatlı gülüşle gönlün edeyim,
Bu diyardan çıkıp nere gideyim?
Söylenir türküler sazı sürmeli.
AHMET SARGIN

YOZGAT’A ÖZLEM
Kırgızistan’dayım şu ata yurtta,
Hasretlik olmasa kalmak isterdim.
Bedenim gurbette, aklım Yozgat’ta,
Şu anda Yozgat’ta olmak isterdim.

Vatanımdan ayrı kaldım, öksüzüm,
İçim hiç gülmüyor gülse de yüzüm,
Dostlarım gözümde bir salkım üzüm,
Hasretle onları sarmak isterdim.

Nameler dizilir kalemi alsam,
Oturup Çamlık’ta bir şiir yazsam,
Testi kebabına diyeti bozsam,
Ekmekle suyuna banmak isterdim.

Gözümde tütüyor Lise Caddesi,
Nedense oraya çeker herkesi,
Herkesin kendince vardır hevesi,
Bense çiçeklerden almak isterdim.

Cehrilik’in laleleri soldu mu?
Sağdan soldan arıcılar doldu mu?
Ne ki kardaş şu insanlık öldü mü?
Bir tek ballı dürüm almak isterdim.

Seherin vaktinde ezanı duyup,
Gamı ve kederi bir yana koyup,
Büyük Cami’de de imama uyup,
Sabah namazını kılmak isterdim.

Şehzade suyundan suyumu içip,
Serin beden ile camiye geçip,
Ellerimi yüce Mevla’ya açıp,
Asıl beni bende bulmak isterdim.

Her şeyi özledim dağı ve taşı,
Yazları bırakın, boranı kışı,
Aklımdan çıkmıyor hiç arabaşı,
Kaşıkla suyuna dalmak isterdim.

Bunlar değil elbet özlediklerim,
Yolumu bekliyor tüm sevdiklerim,
Ölenlere haktan rahmet dilerim,
Varınca onları bulmak isterdim.
ALİ KARACA

YOZGAT
Ey güler yüzlü şehir,
Bildim adın Yozgat’mış.
Bir pirin duasıyla,
Hak, yozuna yoz katmış.
Daha sonra kızının
Mayasına naz katmış,
Şükür birinciyi çok,
İkinciyi az katmış,
Kızıyla evlenenin
Kışlarına yaz katmış.
ARİF NİHAT ASYA

CAN KATALIM YOZGAT
Bir araya gelmiş iken,
Canımıza can katalım.
Dost dostunu bilmiş iken,
Canımıza can katalım.

Olmaz içimizde hile,
Söylesinler dilden dile,
Bu kardeşlik ilden ile,
Canımıza can katalım.

Yozgat, Sorgun hepsi canım,
Aynı bir bedenim, kanım,
Kardeşliğe destek konum,
Canımıza can katalım.

Bura gelmemiz vesile,
Uymayak eski nesile,
Güller kösüle kösüle,
Canımıza can katalım.

Yükümüzü taşır kazan,
İncinmesin bunu yazan,
Size diyor Durak ozan,
Canımıza can katalım.
ÂŞIK DURAK GÖKTAŞ

BİZİM KÖYLERDE
Helkeynen çekerdik yunahlık suyu,
Bağ bostan ekerdik bizim köylerde.
Sayvatın altında olurdu kuyu,
Dokgüyü dokerdik bizim köylerde.

Her evde erişte, bulgur olurdu,
Huzuru arayan damda bulurdu,
Eskiler hatırı gönlü bilirdi,
Biz lafı çekerdik bizim köylerde.

Katıklı aşınan acı yağ gardaş,
Turşuyunan pekmez olmuşlar sırdaş,
Bir sofra ekmekle olur tatlı aş,
Sofraya çökerdik bizim köylerde.

Yemyeşil buğdaydan ederdik firik,
Eşşeğin yavrusu doğardı kirik,
Yırtmacı kim bilsin, derlerdi yirik,
Utanır, dikerdik bizim köylerde.

Bir teşt eşgiliden bazlama olur,
Onun da yarısın komşular alır,
Çalhama olmazsa hatırı kalır,
Tandırı yakardık bizim köylerde.

Harman yeri evimize uzaktı,
Düven derler atla giden kızaktı,
Ana dut dirgenler gizli tuzaktı,
Sap saman çekerdik bizim köylerde.

Kağnının üstüne kurulur çeten,
Erkenden kalkarsan yükselir çıtan,
Gitmeyen misafir minder çürüten,
Çul pala yıkardık bizim köylerde.

Üzerlik toplardık, kokardı burcu,
Toludan evveli yağardı gırcı,
Hatırı saymaktı yiğidin harcı,
Bazen de bıkardık bizim köylerde.

İnce tığla nasıl oya örerdik,
İşlengiyi bir bilene sorardık,
Gelin giden kız cehizi sererdik,
Bin nakış dökerdik bizim köylerde.

Helkirin yanında dururdu çinik,
Arpayı ölçerken akardı hinik,
Kediden, köpekten doğardı enik,
Severek bakardık bizim köylerde.

Iğ ile inceltip kendir ipini,
Araya vermezdik onun sapını,
Istarda culfalık bilip çapını,
İlmeği çekerdik bizim köylerde.

İlk güzün ekmeğin derdine düşer,
Saçgılı tandırda bek gevrek pişer,
Hızır uğradıysa teştlerden taşar,
Besmele çekerdik bizim köylerde.

Hamurun ardından kavurga gelir,
Bulgur, düğürcüğün yerini bilir,
Bakır guşenede kendini bulur,
Bal ile şekerdik bizim köylerde.

Soğukluk çalhama, bir de çökelek,
Acından ölene daha ne gerek,
Koremez yanında kuyruklu çörek,
Gördük mü çökerdik bizim köylerde.

Akşama öyündü pancarın pürü,
Bulunur her evde meyvanın çiri,
Kız evi nişanda dönderir dürü,
Bohçayı açardık bizim köylerde.

Ağartı olmadan kurulmaz sofra,
Herkesin ağzında değişik tafra,
Unutup giderdik bakılmaz kahra,
Aradan çıkardık bizim köylerde.

Camızın sütünden yoğurdu çalar,
Bağ bostan gördük mü hemence dalar,
Teneke teşt ile darbuka çalar,
Tongurdak takardık bizim köylerde.

Çıtlık süpürgeynen damı süpürür,
Toz toprak seninle birlikte yürür,
Ezanda kalkmazsan kısmetin çürür,
Çiğdemi sökerdik bizim köylerde.

Efruze eledi gozerden çeçi,
Unuttuk her şeyi, ne kadar acı,
Yere batsın satın almanın gücü,
Kekliktik, sekerdik bizim köylerde.
ÂŞIK EFRUZE
(SONGÜL YURDAGÜL)

ALLAH’IN YOZGATLISI
Tehditlere boyun eğmez
Hatıra gönüle değmez
Koca alfabeye sığmaz
Var Allah’ın Yozgat’lısı

Töresini başta tutar
Boştan yere yapmaz atar
Varlığı hep değer katar
Yâr Allah’ın Yozgat’lısı

Adamlığı dilde destan
Coşarsa anlamaz sustan
Hiç hazzetmez sisten pustan
Der Allah’ın Yozgat’lısı

Garip ama gönlü cömert
Havasından epeyce sert
Kimler seni ettiyse dert
Ger Allah’ın Yozgat’lısı

Sahipsiz sandılar belli
Hararetten pişmiş dilli
Bazen çulsuz bazen çullu
Gör Allah’ın Yozgat’lısı

Yedi düvel bilir bizi
Bayrak aşklı mazimizi
Tatlı dilli güler yüzü
Nur Allah’ın Yozgat’lısı

Varlığını eder harman
Vatan icin dizde derman
Tüm cihana eyler ferman
Ser Allah’ın Yozgat’lısı

Yiğit yüzü eğmez yere
Hak yoluna olur çıra
Ordumuzda sıra sıra
Var Allah’ın Yozgat’lısı

Yerimiz var haritada
Namımız var beş kıtada
Sürmelimiz her notada
Gür Allah’ın Yozgat’lısı

Kem söz eden kendi bilir
Misliyle karşılık bulur
Memleket uğruna ölür
Sır Allah’ın Yozgat’lısı

Islık ile halay çeker
Adamsan lafına bakar
Hak edene selam çakar
Tür Allah’ın Yozgat’lısı

Helaline haram katmaz
Doğruya kaşını çatmaz
Davasını asla satmaz
Pir Allah’ın Yozgat’lısı

Efruze’nin nefesidir
Yankılanan gür sesidir
Bir ömürlük hevesidir
Dur Allah’ın Yozgat’lısı…
ÂŞIK EFRUZE
(SONGÜL YURDAGÜL)

SILAYA SELAM
Vuralı başımı gurbet eline,
Ne kadar özledim seni Yozgat’ım.
Bozok Yaylası’nda, Muslubelen’de,
Esmiyor bağrıma yelin Yozgat’ım.

Gazel döktü m’ola bağı Sorgun’un,
Ah ile gurbette geçiyor günün,
Delibaş Deresi, Eğri Öz senin,
Akar boz bulanık selin Yozgat’ım.

Er Ozan’ım hasretinle yanarım,
Toprağını, taşlarını anarım,
Nasip olur bir gün sana dönerim,
Ne zaman görünür yolun Yozgat’ım,
ÂŞIK EROZAN
(ABDULLAH EROL)

YOZGAT
Burda havalar sert, gönüller sıcak,
Her sene sekiz ay yakarız ocak,
Sevgi, saygı bizden hep kucak, kucak,
Size selam olsun Bozok elinden.

Mart-nisan arası çözülür buzu,
Madımak devşirir gelini kızı,
Türküdür, mânidir sohbeti sözü,
Size selam olsun gönül telinden.

Türlü çiçek açar dağı ovası,
Çamlık’tır bülbülün yurdu yuvası,
Etrafı yemyeşil piknik havası,
Size selam olsun kiraz gölünden.

Cehrilik’te açar lalenin hası,
Seyretsen silinir gönlünün pası,
Çiğdem kır çiçeği, kekik dahası,
Size selam olsun nergis gülünden.

Sorgun, Sarıkaya yakın bize de,
Kaplıcalar şifa olsun size de,
Aynalı körükse şimdi müzede,
Size selam olsun nazlı gelinden.

Sürmeli dinlerken hayale daldım,
Çamlık’ın başından dumanı aldım,
Ziya’nın atını pazara saldım,
Size selam olsun Nida dilinden.

Ezan okur Bilal sabaha karşı,
Muhammet aşkıyla inletir arşı,
Gün dogmadan önce açılır çarşı,
Size selam olsun seher yelinden.

Hazani’m yanınca gönül çırası,
Sevgiyle sarılır yürek yarası,
Köyüm Sorgun ile Yozgat arası,
Size selam olsun Kababeli’nden.
ÂŞIK HAZANİ
(ERDOĞAN BEKTAŞ)

DERLER GARDAŞIM
Garip bir dünyada zorumuş ölüm,
Felek pençe vurdu, kırıldı belim,
Sorgun’dur ilçem de Yozgat’tır ilim,
Yiğidin harmanı derler gardaşım.

Bazen yağmur yağdı, bazen yağmadı,
Evlat babasını asla dövmedi,
Yozgat’a asla düşman girmedi,
Yiğidin harmanı derler gardaşım.

Hurşit çoban oldu, çok koyun güttü,
Allah’ın emrini doğdoğru tuttu,
Paşam da Yozgat’ı hem takdir etti,
Yiğidin harmanı derler gardaşım.
ÂŞIK HURŞİT
(HURŞİT ATMACA)

YOZGAT GÜZELLEMESİ
Seherde gezdim yolları,
Bilmem kimlerden soyları,
Çamlık’ta giymiş alları,
Yaktı beni, del’eyledi.

Yozgat senin yerin dar mı?
Dağların yağmur mu kar mı?
Tuzkaya’da güzel var mı?
Yaktı beni, del’eyledi.

Eskipazar Mahallesi,
Tatlı kokuyor nefesi,
Gönüllerden birisi,
Yaktı beni, del’eyledi.

Nohutluk’a uğramadım,
Her tarafın göremedim,
Güzel ordaymış, bilmedim,
Yaktı beni, del’eyledi.

Hüseyin’im tatlı dilim,
Sorgun’dan varıyor yolum,
Şekerpınarı’nda gülüm,
Yaktı beni, del’eyledi.
ÂŞIK HÜSEYİN ÇAVUŞ
(HÜSEYİN YETER)

DOSTLARA
Cansız bedenimi öldüğüm zaman,
Toprağıma zor da olsa götürün.
Bozok Yaylası’nı alsa da duman,
Yozgat yolu kar da olsa götürün,

Belki de yakalar beni gizlice,
Kalbi durdu deyin, gitmesin güce,
Bahane olmasın gündüzle gece,
Zamanınız dar olsa da götürün.

Göz pınarlarınız yaşa belenir,
Usu usul yanağınız sulanır,
Tulum yolu Sorgun’u da dolanır,
Dere tepe var olsa da götürün.

Türküler söyleyin ağıt yerine,
Ancak bu yaraşır ozan birine,
Vasiyetin Anadolu erine,
Gurbet bana yâr da olsa götürün.

Çeşmenin Ardı’ndan köyüme girin,
Bin atım ötede evimi görün,
Hızık Sekisi’nde toprağa verin,
Yüreğiniz kor olsa da götürün.

Yiğit babam yakın olsun yanıma,
Toprağından teni değer tenime,
Hiçbir engel bırakmayın önüme,
Kaplani’ye ar da olsa götürün.
ÂŞIK KAPLANİ
(HASAN KAPLAN)

YOZGAT
İnsanların pek mert, soğuğun serttir,
Çamlıbel’e doğru bakışın yeter!
Tarihin en hassas dönemlerinde,
Şimşekçe düşmana çakışın yeter!

Çapanoğlu Bey’in meskeni, yurdu,
Bitmez bu ellerin Yavuz’u, kurdu,
Harp meydanlarında hazır bir ordu,
Hasan’ına kına yakışın yeter!

Ülke aşkı kokar dört bir bucağın,
Yiğit yetiştirir ana kucağın,
Şehit, gazi dolu her bir ocağın,
Borcunu vatana verişin yeter!

Eksilmez Çamlık’ın dumanı, sisi,
Kozak kıvamıyla köz ile isi,
Mest eder sobanda çilpinin sesi,
Bacalardan göğe tütüşün yeter!

Dört mevsimin ayrı güzellik saçar,
Bağında mor sümbül laleler açar,
Senden ayrı gönül kalır hep naçar,
Gölet olup Çamlık’ta akışın yeter!

Es geçmek mümkün mü pınar başını,
Namerdi korkutan çatık kaşını,
Testi kebabıyla arabaşını,
Misafire ikram edişin yeter!

Tarihin, kültürün, Sürmeli’n başka,
Tümseğin, çukurun, harmanın başka,
Türküler, halaylar sende bir başka,
Ağrlama, Trakya çekişin yeter!

Yadısın gurbetçi dostların Yozgat,
Adısın birliğin, dirliğin,Yozgat,
Tadısın hayatın, şu ömrün Yozgat,
Hanım ellerinde nakışın yeter!

Hüdai nasipse daha çok yazar,
Havaya aldanma, bakarsın bozar,
İsterim gölgende bana da mezar,
Kabristana toprak atışın yeter!
ÂŞIK KUL HÜDAİ
(HÜDAİ YAVUZ)

GÜLÜ YOZGAT’IN
Doğayı kaplamış bir halı gibi,
Rengârenk yeşili, alı Yozgat’ın.
Cennet-i Âlâ’nın bir gülü gibi,
Hoş kokar lalesi, gülü Yozgat’ın.

Burasıdır yiğitlerin otağı,
Hoş görünür çölü, ovası, dağı,
Türlü yemiş verir bahçesi, bağı,
Meyveyle yüklü dalı Yozgat’ın.

Bir başka güzeldir şehiri, köyü,
Bir ömre bedeldir havası, suyu,
Güzel Çamlık’ında içilir çayı,
İşte böyle hasbihâli Yozgat’ın.

Yazın yaylalarda otlar sürüsü,
Sürmeli’dir kızı ile karısı,
Bozok Yaylası’ndan toplar arısı,
Her derde devadır balı Yozgat’ın.

Kültür, sanat benliğinde oluşur,
Yiğitleri gurbet elde çalışır,
Ekmeğini garibanla bölüşür,
Budur tutunacak dalı Yozgat’ın.

Çapanoğlu gibi yiğit erin var,
Çalışınca akan alın terin var,
Şairin var, âşığın var, pirin var,
Has Türkçe konuşur dili Yozgat’ın.

Senin hasretinle yürek dağlayan,
Vatan diye için için ağlayan,
Derelerde güldür güldür çağlayan,
Bu Kul Yetimi’dir seli Yozgat’ın.
ÂŞIK KUL YETİMİ
(MUSTAFA KARTAL)

YOZGAT
Şu karşı yaylada inleyen rüzgâr,
Yoksa söylenmemiş sözün mü Yozgat?
Yaylana sözlenmiş en güzel bahar,
Mor menekşe sümbül yüzün mü Yozgat?

Çekerken resmini gecenin eli,
İsminle şenlenir sevenin dili,
Secdeye bükülen söğüdün beli,
Allah Allah diyen özün mü Yozgat?

Hasretin kırdığı sabır taşları,
Gurbette dolaşan gurbet kuşları,
Buluttan süzülen hasret yaşları,
Mehtapta yıldızlar gözün mü Yozgat?

Gürül gürül akan sevgi lülesi,
Kadir kıymet bilen vefa lalesi,
Hasretinden yanan gönül çilesi,
Boynu bükük gezen kuzun mu Yozgat?

Nasıl anlatayım güzel hâlini,
Âşık ikrar eder görse yelini,
İnletir durmadan dert bülbülünü,
Türk’e türkü diyen sazın mı Yozgat?

Hey Makberî düştün hasret seline,
Benden selam olsun Oğuz iline,
Kapılıp gelseydim seher yeline,
Yollara perçemin nazın mı Yozgat?
ÂŞIK MAKBERİ
(AHMET AKKOYUN)

DOYASIYA GEZİN
YOZGAT’I SUNA’M
Cehrilik’te derin bir nefes alın,
Doyasıya gezin Yozgat’ı Suna’m.
Laleden ayrılman, yanında kalın.
Doyasıya gezin Yozgat’ı Suna’m.

Çamlık’ından esen yele seyreyle,
Müzik çalar dallar, hele seyreyle,
Tutuşalım biz el ele, seyreyle,
Doyasıya gezin Yozgat’ı Suna’m.

Testi kebabının tadıyla ballan,
Zülfüne gelincik takarak allan,
Muslubelen’den de Sorgun’a sallan,
Doyasıya gezin Yozgat’ı Suna’m.

Kazankaya’daki uğra kanyona,
Çekici doğası bürülü tona,
Tarifsiz ahengi erdirme sona,
Doyasıya gezin Yozgat’ı Suna’m.

Cenab-ı Allah’tan meşhet burası,
Göz dikene olur dehşet burası,
Büyükşehir için namzet burası,
Doyasıya gezin Yozgat’ı Suna’m.

Sancaki’m memleket yaşanır yerin,
Usanmadan dolaş, kalmaz kederin,
Dağlarında olur hasılat ferin,
Doyasıya gezin Yozgat’ı Suna’m.
ÂŞIK SANCAKİ
(HACI YİĞİD)

YOZGAT
Çamlık’a gelenin gönlü yorulmaz,
Adam osanmaz ki enfes Yozgat’tan.
Yaylasında gelincikler gokusu,
Adam osanmaz ki enfes Yozgat’tan.

Yeşillik nakşetmiş yer gök sahibi,
Rahmetinden doğa almış nasibi,
İçimize çağlar delice gibi,
Adam osanmaz ki enfes Yozgat’tan.

Cehrilik’i dolaşırsan bıhılmaz,
Laleye bahtıhça ruhun sıhılmaz,
Gozellikten başka yere çıhılmaz,
Adam osanmaz ki enfes Yozgat’tan.

Sürmeli göreni aşka getirir,
Büyülü sevdası gamı bitirir,
Şirin gibi hep ardına götürür,
Adam osanmaz ki enfes Yozgat’tan.

Ayrılan na kadar özler bilirim,
Gavuşmaya dağlar, düzler bilirim,
Toprağına düşen gözler bilirim,
Adam osanmaz ki enfes Yozgat’tan.

Sancaki’min methetmektir davası,
Şifa verir türlü türlü nevası,
Hasta olanlara hazır devası,
Adam osanmaz ki enfes Yozgat’tan.
ÂŞIK SANCAKİ
(HACI YİĞİD)

MEMLEKETİMİN ANILARI
Çamlık’ın serin yelleri,
Öter seher bülbülleri,
Açılır gonca gülleri,
Tüter burnumda burnumda.

Mor koyunun meleyişi,
Anam hölük eleyişi,
Çocukluğum oynayışı,
Tüter burnumda burnumda.

Gümüş düğme dallaması,
Saat, köstek sallaması,
Atlar cirit oynaması,
Tüter burnumda burnumda.

Üç etek kutnu enteresi,
Kâkül bastı, takar fesi,
Temiz yurdumun havası,
Tüter burnumda burnumda.

Koç yiğitler çeker çizme,
Ala gözlüm takar hızma,
Boncuk, saçlık, pullu yazma,
Tüter burnumda burnumda.

Kirman eğirir nineleri,
Belde yeşil aynaları,
İçsem eski kahveleri,
Tüter burnumda burnumda.

Buğday verir ovaları,
Çiğdem, nergis yaylaları,
Süt doldurur kovaları.
Tüter burnumda burnumda.

Ardıç belin gıcırtısı,
Kağnıların iniltisi,
Yozgat Sürmeli türküsü,
Tüter burnumda burnumda.

Hastır yoğurdu, yufkası,
Gez Kerkenes’in Kal’ası,
Döndü’m âşıklık sevdası,
Tüter burnumda burnumda.
ÂŞIK SEFİL DÖNDÜ
(DÖNDÜ AKDEMİR)

YOZGAT ÇAMLIĞI
Çamlığın üstüne çekilmiş tülü,
Bükülerek gider yolu çamlığın.
Başına taç yapmış kırmızı gülü,
Kucaklar yârini kolu çamlığın.

Semasında uçar kara kartalı,
Ses verir nadide çamların dalı,
Göğsünde süslenmiş rengârenk halı,
Yaradan da gizli balı çamlığın.

Vatana kalkandır yiğidin döşü,
Zirvesinde yatar bir ulu kişi,
Ormanı korumak insanın işi,
Tükenmez seveni dolu çamlığın.

Bağrına yatıp da uzansam hele,
Garip bülbül söyler derdini güle,
Deli gönlüm yanar dönerse çöle,
Yetimi’ye merhem seli çamlığın.
ÂŞIK YETİMİ
(AHMET YETİM)

YOZGAT
Zannetme yolunuz uğrar hep sarpa,
Mersin’den çıkınca varma Sinop’a,
Doğu, batı, güney, kuzey tam orta,
Bozok Yaylası’nın yeri Yozgat’ın.

Bozok Eyaleti pek eski adı,
Yirmili yıllarda kalmamış tadı,
Ta eski zamanda Şah’ın damadı,
Süleyman Bey derler “ser”i Yozgat’ın.

Minarede eksilmemiş ezanı,
Hayran bırakıyor gelip gezeni,
Ariflerden duydum ben de ezeli,
Ayete’l Kürsi’dir suru Yozgat’ın.

Çamlık’la Nohutlu benzer semere,
Benzetmem kötüye dedim bir kere,
Ortasından geçer ufak bir dere,
Orda temizlenir kiri Yozgat’ın.

Çamlık’ta bulunur havanın hası,
Orda şifa bulur verem hastası,
Yanında olanın kalmaz tasası,
Ahmet Efendi’dir piri Yozgat’ın.

Göğe doğru çıkar mızrak misali,
Merkezinde mevcut otuz üç cami,
Daim hayırlı olsun cümle encamı,
Şükür eksilmemiş zikri Yozgat’ın.

Mert insansan işte Yozgat burada,
Namertlikten zerre yoktur orada,
Onda yaşayanlar erer murada,
İşte buradadır sırrı Yozgat’ın.

Yayladır yeri de serindir yazı,
Yaman olur kışı, hele ayazı,
Şükür et Rabb’ine, kesme niyazı,
En küçük ozanı Bahri Yozgat’ın.
BAHRİ KOÇOĞLU