Söylenceler

 

        Yozgat ve yöresi ile ilgili halk arasında yaygın birtakım söylence (efsane)ler vardır. Bu söylencelerin bir kısmı türküler, bir kısmı da tarihsel yapı ve olaylarla ilgilidir. Türkülerle ilgili söylenceler “Türküler” başlıklı menüde verildiği için buraya alınmamıştır.
Yapılan araştırma ve incelemelerde aynı adla anılan söylencelerin farklı biçimlerde anlatıldığı görülmüştür. Burada yaygın biçimde anlatılanlar esas alınmıştır. Bu arada şunu da belirtmek gerekir. Kişilerin anlatımına dayanan bu söylencelerde fazlaca anlatım bozukluğu görülmektedir. Bu nedenle söylenceler söz konusu anlatım bozuklukları giderilerek aktarılmıştır.

 

ALİ ÇELEBİ VE MAHMUT ÇELEBİ TÜRBELERİ

         Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesi Muşali köyünde Ali Çelebi ve Mahmut Çelebi Türbeleri vardır. Bu türbelerle ilgili şunlar anlatılır:

        Ali Çelebi ve Mahmut Çelebi Muşali Kalesi’ni düşmanların elinden kurtarmak için kalenin bulunduğu tepenin altında savaşırlarken düşman askerinin biri Mahmut Çelebi’nin kafasını uçurur. Mahmut Çelebi, yere düşen kafasını koltuğunun arasına alarak düşmanla savaşmaya devam eder. Bu durumu gören düşman paniğe kapılarak korkup kaçmaya başlar. Bu arada kadının biri Mahmut Çelebi’nin kafasının koltuğunun altında olduğunu görünce, “ Bakın, adam kellesi koltuğunda sa.aşıyor,” diye bağırır. Bunu Mahmut Çelebi’ de duyar ve durumu fark ettiği anda olduğu yere düşüp şehit olur. Aynı çarpışmada Ali Çelebi de şehit düşer.

Ali Çelebi ve Mahmut Çelebi’nin şehit düştükleri yerlere kubbeleri de bulunan türbeleri yapılır. Fakat ertesi gün sabah bakarlar ki Mahmut Çelebi’nin Türbesi’nin kubbesi yıkılmıştır. Türbenin kubbesini yeniden inşa ederler, fakat ertesi gün yine aynı şekilde kubbesinin yıkılmış olduğu görülür. Kubbe bir kez daha yapılır. Mahmut Çelebi, o gece kubbeyi yeniden yapan ustaların rüyalarına girer ve onlara, “ Benim gövdem üstünde başım yok, siz de türbem üzerine kubbe koymayın.” der. Bu rüya üzerine artık Mahmut Çelebi’nin türbesinin üzerine kubbe yapımından vazgeçilir.

 

ÇAMLIK

         Yozgat’ın en ünlü dinlenme yeri ve ülkemizin ilk Millî Parkı olan Çamlık’la ilgili söylence şöyledir:

        Çamlık’a ilk fidanı, Aslı’nın ardından diyar diyar dolaşan Kerem dikmiştir. Yolu Yozgat yöresine düşen Kerem, Aslı’sını sormuş; bulamayınca Çamlık’ın bulunduğu kıraç yamaca bir fidan dikmiş. “Bu çamdan nice çamlar filizlenir, bizi söyler, bizi fısıldar.” deyip yollara düşmüş. O gün bu gündür Çamlık, hafif bir yelde sevda türküleri söyler, içli sevgi ezgileri fısıldar.

 

ÇAPANOĞLU (BÜYÜK) CAMİSİ CUMADA HIZIR BULUNMASI

         Bir gün Çapanoğlu Camisi inşaatına harç karan işçilerden birinin yanına ak sakallı ihtiyar bir adam gelir. İşçiden küreği alır, bir müddet harç karar. Sonra küreği yeniden işçiye vermek ister. İşçi küreği geri almaz ve ihtiyara, “Ben senin kim olduğunu biliyorum. Her sabah namazında bu camide olacağına söz verirsen küreği alırım. Yoksa almıyorum.” der. İhtiyar adam, “Her sabah namazı için söz veremem ama, her kandil ve cuma namazlarında bu camide olacağıma söz veriyorum.” diye karşılık verir. Bunun üzerine işçi, ihtiyardan küreği alır. Ak sakallı, fani görünüşlü Hızır oracıkta kaybolur. Halk, Hızır Aleyhisselam’ın her cuma ve kandil namazlarında Çapanoğlu Camisi’nde olduğuna inanmaktadır.

 

GELİN KAYASI

         Yozgat’taki Nohutlu Tepesi’nin arkasında bulunan Cehrilik yakınlarında deveye binmiş geline benzeyen kayalar bulunmaktadır. Bu kayalara “Gelin Kayası” denir. Söylenceye göre köyün birinden gelin alayı gelmektedir. Eşkıyalar gelin alayını çevirirler. Niyetleri kervandaki gelini alıp esir pazarında satmaktır. Gelin alayının erkekleri eşkıyalarla vuruşurlar ve hayatlarını kaybederler. Eşkıyalar, gelini ve damadı yakalamak üzeredirler. Yakalanacaklarını anlayan gelin ve damat Allah’a dua ederler: “Allah’ım bizi bu eşkıyaların eline düşürme, bizi ya taş et ya kuş et.” Duaları kabul olunur. Güzel gelinle birlikte eşkıyalar, develer ve atlar oracıkta taş olurlar. Damat ise kuş olup gökyüzüne uçuverir. Güzel gelinin ağlarken gözünden döktüğü yaşlar sel olur ve orada kırmızı lalecikler bitmeye başlar. Zamanla bu laleler tüm tepeyi kaplar. Eğrice’de (mayısın ikinci haftasında) Cehrilik laleleri kırmızı kırmızı açar ve beyaz güvercinler gökyüzünde süzülürler. Yozgatlı avcılar, buradaki güvercinlere kesinlikle ateş etmezler.

 

KEÇİ KALESİ

         Yozgat’ın Yerköy ilçesine bağlı Aşağı Eğerci Köyü sınırları içinde Keçi Kalesi denilen bir yer vardır. Bu kalede bir zamanlar yabancılar yaşamaktadırlar. Bunların Şampas Pir adında bir de firavunları bulunmaktadır. Müslümanlar ise Büyük Kızılkale ile Küçük Kızılkale köylerinde yaşamlarını sürdürmektedirler.

        Büyük ve Küçük Kızılkale’de yaşayan Müslümanlar, Keçi Kalesi’ni almak için çalışmalar yaparlar. Bir defasında bin kadar keçinin boynuzuna mum takarlar. Bu mumları yakarak keçileri geceleyin kaleye doğru sürerler. Şampas Pir ve askerleri bu durum karşısında şaşkına dönerler. Müslümanlar, bir taraftan keçileri sürerken diğer taraftan kendileri de ateş ederek kaleye doğru ilerlerler. Yüksek olan kaleden ateş eden yabancılar, gece olduğu için hedeflerine isabet ettiremezler. Bu durum karşısında çok korkarlar. Bunun ne olduğuna bir anlam veremezler. Müslümanlar kaleyi alıp Şampas Pir ve askerlerini kaleden atarlar. Kale böylece fethedilir. Bu olayda keçiler kullanıldığı için kaleye “Keçi Kalesi” adı verilir.

 

KIZLAR KAYASI

         Yozgat’ın Çekerek ilçesinden Zile’ye gidilirken Çekerek Irmağı’nın yanında Cenevizler döneminde yapılmış, yüksek ve sivri bir kayanın üzerinden ırmak yönüne doğru ve toprak altında yaklaşık iki yüz merdivenle inilen bir kaya görülür. Söylentiye göre; kayanın doğusundaki yüksek tepeye yerleşenler, bu merdivenleri ırmaktan su almak için yapmışlar. Bir Rum beyinin, bu merdivenleri hasta kızı için yaptırdığı da söylenmektedir.

Bir başka söylentiye göre de keşişin birinin çok güzel bir kızı vardır. İki genç de bu kızlar evlenmek istemektedir. Ancak keşişin, kızını bu gençlerden birine vermek gibi bir niyeti yoktur. Keşiş, gençlerin birinden bu yüksek kayadan girilerek merdivenlerle Çekerek Irmağı’nın karşı tarafına geçilecek bir yol yapmasını ister. Öteki gençten ise ırmağın üzerinden geçmek için bir köprü yapmasını ister. Kim denileni önce yaparsa kızını ona vereceğini söyler. İki genç de kendisinden istenileni yapar. Ancak gençler birbirlerinden haberdar değildirler.

        Keşiş, köprüyü yapan gence ötekinin işi daha önce bitirdiğini; kızını ona vereceğini söyler. Bunu duyan genç, kafasına külüngü vurarak kendini öldürür. Keşiş, kayayı oyan gence de ötekinin işi önce bitirmesinden dolayı kızını ona verdiğini söyler. Bunu duyan genç de kendisini yüksek kayalardan aşağı atarak ölür.

 

KERKENES KALESİ’NİN FETHEDİLMESİ

        Yozgat’ın Sorgun ilçesi Şahmuratlı köyünde Kerkenes Harabeleri vardır. Bu harabelerle ilgili birkaç söylence vardır:

        Kerkenes Kalesi düşmanların elindedir. Battal Gazi burayı almak ister. Akşam üzeri tüccar kılığında kaleye gelir. Develere sepet yüklemiş, sepetlerin içine askerlerini bindirip üzerlerine de kumaş örtmüştür. Kralın askerleri kumaşları almak isterler. Battal Gazi, “Bugün akşam oldu, yarın satarım.” diye onları geri çevirir. Ortalık iyice kararınca askerlerini sepetlerden çıkararak kaleyi fetheder. Sabah ezanını Kerkenes’teki kalede okur.

 

KERKENES SÜLÜK GÖLÜ

         Battal Gazi Kerkenes Kalesi’ni fethettiği sırada atının bacakları parçalanır ve yara olur. Battal Gazi atından inerek onu serbest bırakır. At yayıla yayıla dolaşırken içinde sülüklerin bulunduğu bir su birikintisine varır. Su içerken ayaklarına yapışan sülükler pis kanı emerler ve atın ayağı iyileşir. Bunun üzerine Battal Gazi, suyun çevresini temizleyerek küçük bir göl hâline getirir. Adını da Sülük Gölü koyar. Tedavisinde sülük kullanılması gereken hastalar buraya gelerek tedavi olurlar ya da buradan tutulan sülükler halk pazarlarında tedavi amaçlı satılır.

 

ŞAHNA KAYASI

        Yozgat-Yerköy yolu üzerinde Başıbüyüklü köy yolunun sağında bir peri bacası vardır. Ona “Şahna Kayası” derler. Şahna Kayası denmesinin nedeni şöyle anlatılır: Hasat zamanı çıkan buğdaydan devletin adına onda bir vergisini toplayan kişiye şahna denirmiş. O zaman “aşar vergisi” varmış. Toplanan vergiye de “öşür” adı verilirmiş. Köylüler, vergi topladığı için Şahna’dan çok korkarlarmış. Hasat mevsiminde şahnayı, atını, bekçilerini yedirirlermiş. Her ev günde bir yemek yaparmış. Köylüler kendi çocuklarına yediremediklerini şahnaya sunarlarmış.

        Köylüler yine vergi toplamaya gelen şahnaya yemek yapmak istemişler. Fakat o gün yağmur yağmış, yemek pişirmek için kullandıkları tezekler ıslandığı için yemek yapamamışlar. O gün Çapanoğlu da Başıbüyüklü köyü taraflarında şahiniyle avlanıyormuş. Şahini açıkmış, Çapanoğlu ona bir piliç vermek istemiş. Piliç bulması için bir adamını köye göndermiş. Adam köyde bir eve gelip kadından piliç istemiş. Kadın da adama, “Piliç bulsam şahnaya yediririm” demiş. Bunun üzerine adam durumu Çapanoğluna anlatmış. Çapanoğlu çok şaşırmış, “Şahna da benim yanımda kim oluyor?” deyip kızmış ve şahnayı o peri bacası kayasına astırmış. O kayaya bundan sonra “Şahna Kayası” denmiş.

 

SARIKAYA KAPLICALARI (KRAL KIZI HAMAMI)

        Yozgat’ın Sarıkaya ilçesinde Roma Kral Kızı Hamamı diye bilinen Sarıkaya Kaplıcaları vardır. Bununla ilgili söylence de şudur:

        Kayseri’de oturan Roma krallarından birinin kızı amansız bir hastalığa yakalanır. Kral kızını birçok hekime götürür, tedavisi için her şeyi yapar. Ama güzelliği dillere destan bu kızın derdine çare bulunamaz. Kızın hastalığı gün geçtikçe ilerlemekte, kız artık yürüyemez bir durumdadır. Ayakları tutmamaktadır, dizleri küt olmuştur. Bugünkü adıyla kızın hastalığı romatizmadır.

        O günlerde Sarıkaya sazlık ve bataklıktır. Sıcak suyun olduğu yerde küçük bir gölet oluşmuştur, balçık durumunda çamurlu bir hamamdır burası. Kral, küçük kızını son çare olarak bu sıcak suyun bulunduğu yere gezsin diye gönderir. Artık ömrünün sayılı günlerini yaşayan zavallı kız; avunmak için bu çamurlu gölet kenarında dolaşmakta, zaman zaman da arkadaşlarıyla çamura girmektedir. İşte gezmek ve avunmak için girdiği çamurlar ve sıcak su kıza iyi gelir. Bir süre burada kalır. Kız iyileşmeye başlar. Küt dizleri açılır; yavaş yavaş adım atmaya, yürümeye başlar. Sonunda tamamen iyileşir. Güzel kızın buradaki sıcak sudan iyi olduğu anlaşılır. Bunun kral, buraya mermerden bir havuz yaptırır, çevresini büyük kesme taşlarla çevirtir. Önceleri kimsenin olmadığı bu havuz çevresinde bir kent oluşur. Bu yeni kente kralın kızının adı verilir. Yetmiş bin nüfuslu bu kentin adı “Öper” ya da “Hoperi”dir. Bu büyük kent bir deprem sonucu yok olur, yalnızca hamamların olduğu yer kalır.

         Alıntı:

         1. http://kurumsal.kulturturizm.gov.tr/turkiye/yozgat/kulturatlasi

         2. http://www.yozgatkulturturizm.gov.tr/EFSANELER.htm

 

BEŞİKTEPE

        Kerkenez bölgesi kralı, kızını Cumafakılı ile Sorgun civarının kralının oğluna verir. Bunların yıllar sonra bir çocuğu olur. Kerkenez kralı, altından bir beşik yaptırarak torununu görmeye gider. Kısa bir zaman sonra da bu çocuk ölür. Çocuklarının ölümüne dayanamayan anası ile babası, onu altın beşiğiyle birlikte bir tepeye gömerler. Bundan sonra orası “Beşiktepe” olarak anılır.

Ali Yakın

GELİN AĞLATAN KAYALAR

        Yukarıyahyalar ile Aşağıyahyalar köyleri arasında “Gelin Ağlatan Kayalar” vardır. Bu kayaların söylencesi şöyledir:

        Yörükler yaylaya çıkmak için yola çıkarlar. Kayınbaba ve kaynanasının yanında çocuğunu kucağına alan gelinleri de onu devenin sırtına sararak göçe katılır. “Ağlatan Kayalar”a geldiklerinde devenin sağa sola ırkılmasından dolayı çocuk düşer. Bunu gören gelin, durumu kimseye söylemez. Konak yerine vardıklarında döne döne ağlamaya başlar. Kaynanası, “Niye ağlıyorsun kızım, bir yerin mi ağrıyor?” diye sorar. Gelin, “Çocuk yüksek kayaların oradan geçerken deveden düştü, size söyleyemedim.” der. Bunun üzerine çocuğu aramak için geri dönerler. Gelirler ki çocuk ölmüş. Çocuğun bu durumunu gören annesi aklını yitirir, göçten ayrılır ve ağlayarak çocuğunun çevresinde dolaşır. Bundan dolayı buraya “Gelin Ağlatan Kayalar” denir.

Gazi Doğan

 

GELİNGÜLLÜ

         Gelingüllü köyünün eski adı Deringöllü’dür. Bu köyde güzelliği dillere destan olan, herkesin sevdiği Güllü adında bir kız yaşar. Güllü, 18-20 yaşlarında evlenir. Köy kadınları çamaşırlarını Deringöl’de yıkarlar. Güllü de çamaşır yıkamak için Deringöl’e gider. Çamaşırlarını yıkarken ayağı kayar, göle düşüp boğulur. Onun ölümü bütün köyü yasa boğar. O günden sonra köyün adını Gelingüllü olarak değiştirirler.

Raşit İçöz

YARIKKAYA

        Çavuş köyünde yakışıklı bir delikanlı ile ağanın da iki güzel kızı vardır. Kızların ikisi de bu delikanlıyı sever. Dekikanlı ise gönlünü küçük kıza kaptırır. Aralarında anlaşıp kaçarlar. Büyük kız hemen babasına haber verir. Babası atlılarıyla birlikte bunların peşine düşerler. Atlılar yaklaşınca sevgililer Allah’a dua ederler: “Yüce Allah’ım, iki âşığın duasını kabul eyle, şu kaya yarılsın da içine girelim.” derler. O anda kaya yarılır ve iki âşık, kayanın içinde kaybolur. O günden sonra bu kayaya “Yarıkkaya” adını verirler.

Ahmet Yalçıntaş

         Alıntı: Zekeriya Karadavut’un “Yozgat Efsaneleri” adlı incelemesi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir