Şair ve Yazarlar 1 (Halk ve Divan Şairleri)

 

        Bu sayfada yalnızca halk ve divan şairlerine yer verilmiştir. Sıralama şairlerin adlarının ilk harfleri esas alınarak yapılmıştır.

 

        ABDULLAH EROL [EROZAN (1962 – )]

Abdullah Erol

        Halk şairi. Yozgat’ın Sorgun ilçesinin Karalık köyünde doğdu. İlkokulu köyünde zorluklar içinde bitirdi. Babasının yaşlı olması nedeniyle evin geçimini üstlendi. Öğrenimini sürdüremedi. Küçük yaşta gurbete çıktı. Gurbette geçen günler âşığın sıla özlemini kamçıladı. Saz çalmaya, türkü söylemeye başladı; dertlerini, sıla özlemini böyle gidermeye çalıştı.

        Âşık bir ara turist olarak Almanya’ya gitti. Sazını, sözünü orada da dinletti; ama umduğunu bulamamış. Çeşitli olumsuzluklar yaşadıktan sonra yurda oöndü.

        Şiirlerinde “Er Ozan” mahlasını kullandı. Şiirlerinin konusunu ağırlıklı olarak sıla özlemi, köy yaşantısı, geçim sıkıntısı oluşturdu. Şiirlerinin bestesini de kendi yaptı.

        1987 yılında güç bela evlenerek bir yuva kurdu.

        Belli bir mesleği olmayan, daha çok inşaatçılıkla uğraşan âşık, 1976 yılında İzmir’de düzenlenen ege bölgesi Altın Mikrofon Ses Yarışması’nda ikincilik; 1985’te de İstanbul’da Bahar Ksetçilik tarafından düzenlenen ses yarışmasında derece aldı.

        Âşığa Ege Bölgesi Altın Ses Yarışması’nda ikincilik kazandıran şiir:

 

                 GARİP GARİP

        Bir garip gurbete düşse eğer,

        Perişan, derbeder, hâl garip garip.

        Şu fani dünyada derde kul olmuş,

        Sazı figan eder, dil garip garip.

 

        Şu yüce dağları yel gibi aşmış,

        Aşkın kazanında kaynamış coşmuş.

        Daha genç yaşında gurbete düşmüş,

        Kendi figan eder, yol garip garip.

 

        Garip figan etmiş, dağlar inlemiş,

        Feryadını akan sular dinlemiş,

        Er Ozan ah etmiş, kimler anlamış,

        Teller figan eder, kul garip garip.

 

        AHMET YETİM (1947 – 2016)

Ahmet Yetim 1

        Halk şairi. Avcı Şair olarak bilinen Ahmet Yetim, 1947 yılında Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesi Akçakışla Köyü’nde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokulu Akdağmadeni’nde tamamladı. Ankara’da kalorifer tesisatçılığı yaptı. 12 yıl Ankara’da çalıştı. Türkiye’nin birçok bölgesinde resmî kurumlarda iş hizmetinde bulundu. Askerlik hizmetinden sonra Yozgat’ta aynı işini sürdürdü. 2005 yılında emekli oldu. Yozgat Şairler ve Yazarlar Birliğinin ve Avcılar Kulübünün üyesidir.

       Yöresel gazetelerde şiirleri yayımlanmış olan şairimiz, özel televizyon kanallarında şiir programlarına çıkmış, Bozok Şairler ve Âşıklar Şöleni’ne katılmıştır.

        Şiirlerinde “Yetimî” mahlasını kullanan şair, evli ve dört çocuk babasıdır.

        Şairin “Yüreğimi Kollarımda Sararım” adlı bir şiir kitabı vardır.

        Şiirlerinden bir örnek:

 

                İÇİMDE YANGINSIN

        Bağrımdan sökülmez derine daldı,

        Çekmez hançerini, paslanır durur.

        Yâr benim başımı sevdaya saldı,

        Gayrı kirpiklerim ıslanır durur.

 

        Umudu hasreti birlikte tattım,

        Çileyi acıyı kendime sattım,

        Sanki başım alıp dağlara gittim,

        Gönlüm bir hasrete yaslanır durur.

 

        Delidir düşlerim, geceler bitmez,

        Sürerim kervanı, menzile gitmez,,

        Bülbül yaralanmış, bir daha ötmez,

        İner enginlere, uslanır durur.

 

        Avcıyım, peşine düştüm maralım,

        İçimde yangınsın bahtı karalım,

        Gönül yarasını nasıl saralım?

        Elin değse yaram süslenir durur.

 

        Yetımi’yim, sarpa sardı yollarım,

        Bu gidişle nasıl olur hallarım?

        Yüreğimi kollarımda sallarım,

        Çıkıp yollarına, seslenir durur.

 

        AKİF PAŞA [BOZOKLU MEHMET (1987-1845)]

Akif Paşa

        Divan şairi ve devlet adamı. 1797 yılında Yozgat’ta doğdu. Öğrenimini Yozgat’ta yaptı. 1814’te İstanbul’a geldi. Divan-ı Hümayun Kalemine girdi. Hem büyük yeteneği hem de Reisülküttap olan amcası Mustafa Efendi’nin himayesinde hızla yükseldi. Sırasıyla ametçi, beylikçi, reisülküttap oldu. Resiülküttaplık Hariciye Nazırlığı (Dış İşleri Bakanlığı) na çevrilince vezir rütbesiyle Osmanlı Devleti’nin ilk Hariciye Nazırı oldu. Yaşadığı bir olay nedeniyle görevinden alındı. Daha sonra Dahiliye Nazırı (İç İşleri Bakanı) oldu. Bir zaman sonra Kocaeli Mutasarrıflığı’na gönderildi. Geçirdiği bir soruşturma sonucu iki yıl sürgüne mahkûm edildi. 1845’te İskenderiye’de öldü.

        Akif Paşa Yozgat’ın bilinen ilk divan şairi olması açısından önem taşır.

        Yapıtları: Tabsıra, Münşeat-ı Elhac Âkif Efendi ve Divançe, Eser-i Âkif Paşa, Muharrerat-ı Hususiye-i Âkif Paşa.

        Divan şairi olmasına karşın hece ölçüsüyle yazdığı bir mersiye (övgü şiiri) vardır:

 

                      MERSİYE

        Tıfl-ı nazenimin unutmam seni,

        Günler, aylar değil geçse de yıllar.

        Telihkâm eyledi fırakın beni,

        Çıkar mı hatırdan o tatlı diller?

 

        Kıyılamaz iken öpmeye tenin,

        Şimdi ne hâldedir nazik bedenin,

        Andıkça gülşende gonca dehenin,

        Yansın ahım ile kül olsun güller.

 

        Tegayyürler gelüp cism-i semine,

        Döküldü mü siyah ebruvebine,

        Yayıldı mı sırma saçlar zemine,

        Dağıldı mı kokladığım sümbüller?

 

        Feleğin kinesi yerin buldu mu,

        Gül yanağın rengi ruyin soldu mu,

        Acaba çürüyüp toprak oldu mu,

        Öpüp okşadığım o pamuk eller?

 

        

        ÂŞIK DİNDARİ [MUHİTTİN KAYNAR (1901-1966)]

Muhittin kaynar

        Halk şairi. 1901 yılında Yozgat’ın Sorgun ilçesinin Alcı köyünde doğdu. Ailesi yoksul olduğu için okuma olanağı bulamadı. İlkokul üçüncü sınıftan ayrıldı. Çalkantılı bir yaşam sürdü.

        Şairliğe başlayışı şöyle anlatılır: On bir yaşında babasından dayak yiyip evden kaçmış. Köyün Beşpınar mevkiinde kavakların dibine yatmış. Uykusunda bir düş görmüş. Üç nurani yüzlü kişi ellerinde birer bardak şerbet sunmuşlar ona. Birisi, “Uyandıralım, tümünü içsin.”; diğeri, “Aklını yitirir, daha küçük.”; üçüncüsü de, “Bir yudum verelim.” demiş. Muhittin Kaynar o şerbetten bir yudum içmiş. Kendinden geçmiş olarak eve gelip yatmış. Ağzına geleni söylemeye başlamış. Annesi çocuğa bir şey oldu diye çok korkmuş.

        Ertesi gün Yortan köyünde düğün varmış. İlk şiirini burada söylemiş. Dili açılan Âşık, Dindari takma adını o gece almış. 54 yıl âşıklık geleneğini yaşatmaya çalışmış. Şiirler, türküler, destanlar söylemiş.

        Yaşamının son günlerini Ankara’da geçiren âşık, şiirlerinde hece ölçüsünü ustalıkla kullandı; daha çok koşma ve destan türünde şiirler yazdı.

        İlk şiir kitabını 1965’te yayımladı.

        1966 yılında Ankara’da öldü.

        Şiirlerinden bir örnek:

 

                    GELİN ALAYINA

        Sabahtan rastladım ben bir yosmaya,

        Yıkılmış çehreler, hâller perişan.

        Karışmış zülüfler, örtmüş yüzünü,

        Toplanmaz bir yere, teller üşümüş.

 

        Rüzgâr değer, zülüfleri dağılır,

        Ala gözler sağa sola çevrilir,

        Al duvağı pembe yüzden sıyrılır,

        Dizgin tutan güzel eller üşümüş.

 

        Sarıya meyaldir takım elbise,

        Hiç zulüm çekip de düşmemiş yasa,

        Cennetlik yanaktan alanlar buse,

        Sızıyor dudaktan, ballar üşümüş.

 

        İnci dizisidir dişler sırası,

        Kirpikler ok gibi kudret karası,

        Bir buğday eninde kaşlar arası,

        Solmamış yanakta güller üşümüş.

 

        Güzeli methetmek Muhittin işi,

        Bir ceylan yavrusu, yirmidir yaşı,

        Ya Rab nittin halkı yakan güneşi,

        Baksana o nazlı kullar üşümüş.

 

        ÂŞIK GÜLBAHÇE [SALİM GÜLBAHÇE (1958 – )]

Salim Gülbahçe

 

 

 

 

 

 

        Halk şairi. 1958’de Yozgat’ın Sorgun ilçesinin Taşpınar köyünde doğdu. Üç yaşındayken ailesi Yozgat’a göç etti. İlk ve ortaöğrenimini Yozgat’ta tamamladı. Üniversiteye gittiyse de çeşitli nedenlerle ayrıldı.

Şiir yaşamına on altı on yedi yaşlarında gizemli bir duygunun rüzgârıyla başladı. Şiirlerinde Gülbahçe adını kullanarak yazmaya başladı. İlk şiirleri; 1977’de Yozgat’ta günlük çıkan, dört sayfalık Anadolu Gazetesi’nde yayımlandı. 1983’te Kültür Bakanlığı araştırma görevlileri tarafından belirlenmesi ve şiirlerinden bazı örnekler alınarak bakanlığın seçkisinde yer alması, şairin şiir yazma isteğini kamçıladı.

        Bugüne dek beş yüze yakın şiir yazdı, ama henüz basılmış bir kitabı bulunmamaktadır.

        Şiirlerinde ağırlıklı olarak tasavvuf, öğüt, ağıt, taşlama, övgü (methiye), gelenekler, vatan ve sevgi konusunu işledi.

        1986’da Kültür Bakanlığının resmi olarak kayıtlı şairler listesine alındı ve kimlik kartı başvurusu yenilenerek 2010 yılında “Halk Şairi Bakanlık Kimliği” il kültür müdürlüğü tarafından kendisine teslim edildi.

        Şair, Türkiye genelinde yapılan şiir yarışması ve şiir şöleni etkinliklerine de katılarak Yozgat’ı temsil etmektedir. Ayrıca radyo ve TV programlarındaki davetlere katılarak Türk halk edebiyatının ve halk şiirinin yaşatılması adına şiirlerinden örnekler sunarak etkinliklerini sürdürmektedir.

        Yozgat, Bozlak, Türk Folkloru, Erciyes, Bozok, Sevgi Yolu, Maki gibi dergilerde ve Yozgat, Adana, Ankara vb. gibi yöresel gazetelerde değişik zamanlarda birçok şiirine yer verildi.

        Şair, halk şiirinde âşıklar geleneğine uyarak şiirlerini dörtlükler biçiminde söylemektedir. Hece ölçüsünün yedili, sekizli, on birli kalıplarını kullanmaktadır.

        Yozgat’ta 2006 yılında kurulan YOŞAYBİR ( Yozgat Şairler ve Yazarlar Birliği ) Derneğinin kurucu üyelerindendir.

        Şu anda Yozgat 75. Yıl Anaokulunda memur olarak görev yapmaktadır

        Evli olup biri oğlan, biri kız olmak üzere iki çocuk babasıdır.

        Çeşitli kitaplarda çok sayıda şiirleri yayımlandı.

        Aldığı ödüller:

        1989’da Yozgat’ta yapılan Hıdırellez (Çamlıkta Eğrice) şiir yarışmasında üçüncülük

        2008’de Bodrumda düzenlenen Uluslararası Şiir Şöleni’nde “Bodrum” şiiriyle mansiyon (jüri özel ödülü)

        2009’da “Yozgat Güzellemesi” şiiriyle Hikmet Okuyar özel birincilik ödülü

        2010’da “Çorum Güzellemesi” şiiriyle Hikmet Okuyar özel birincilik ödülü.

        Şiirlerinden bir örnek:

 

                  YOZGAT GÜZELİ

        Bir güzel gördüm ben Yozgat ilinde,

        Sanki gerçek değil; rüya, düş gibi.

        Bir ilvan, bir eda var dilinde,

        Kanat çırpıp geçen keklik kuş gibi.

 

        Ayrılmaz oldum, düştüm peşine,

        Cihanda rastlanmaz belki eşine,

        Gözlerinin şavkı düştü başıma,

        Beni sersem etti yalçın taş gibi.

 

        Yaktı, kül eyledi beni gönülden,

        Çaresizim, bir şey gelmez elimden,

        Düğümlendi, söz çıkmadı dilimden,

        Sanki her gün içen sarhoş, keş gibi.

 

        Bakakaldım cemaline, yüzüne,

        Tipi, boran çöktü gönül yazıma,

        Bir gariplik geldi bir an gözüme,

        Tıpkı boza benzer, biraz şaş gibi.

 

        Tanrı uğratmasın onu nazara,

        Dil dökerken sözüm döndü azara,

        Sanki tenim verdim ölüp mezara,

        Her yanım tutmadı ölü, leş gibi.

 

        Gönlüm ok ucunda, o dilber yayda,

        Atarsa göremem haftada, ayda,

        Gülbahçe dilberden yok sana fayda,

        Beyhude bağlanma ona eş gibi.

 

Âşık Gülşanî 1Âşık Gülşanî 2

      

        ÂŞIK HACI [HACI YUSUF ÇETİN – 1940 – 2008 )]

Hacı yusuf Çelik

        Halk şairi. 1940 yılında Yozgat’ın Çayıralan ilçesinin Aşağı Yalısaray köyünde doğdu. Yaşamının tüm maceralarını, öykülerini, şiirlerini şiir defterinde topladı.

        1962 yılına dek köyünde kalan âşık, bu tarihten sonra Türkiye’nin dört köşesinde hem düşünde gördüğü kızı aramak hem de geçimini sağlamak düşüncesiyle destan satmaya karar överdi. Köyünü terk edip Kayseri’ye, sonra da Çukuova’ya gitti. Ekmek parası kazanabilmek için bahçe çapaladı. Bir süre Tarsus’ta, Mersin’de kaldı. İstanbul’a gitti.

        Gurbette geçen yılların verdiği sıla özlemiyle duygu dolu şiirler söyledi. Çoğu doğaçtan söylediği şiirlerine bütün acılarını, hayallerini yansıttı. Şiirlerinde doğanın, kadının güzelliğini, haksızlıkları, zulümleri işledi.

        1970’te Sarıkaya’ya yerleşti. Sık sık köyüne giderek çocukluğunun geçtiği yerlerde özlem giderip şiirler söyledi. Düşünde gördüğü kızı unutup teselliyi evlilikte, doğada ve insanlarda buldu. Zaman zaman çağırıldığı toplantı, şenlik ve düğünlerde şiirleriyle seslendi çevresindekilere.

        Şiirlerinden bir örnek:

 

                 TEMBELLİK

        Tembellik getirir başına bela,

        Evini başına yıkar tembellik.

        Tembel olan kişi kendini bilmez,

        Çıkmaz bataklığa sokar tembellik.

 

        Her an geri kalır tembelin işi,

        Sararır kirpiği, paslanır dişi,

        Altmışa, yetmişe varırsa yaşı,

        Ejderha olsa da yıkar tembellik.

 

        Tembellik bir huzursuzluk getirir,

        İçindeki sevgiyi yer de bitirir,

        Tembellik çok gerilere götürür,

        Evini, malını yıkar tembellik.

 

        Âşık Hacı tembelliği karşıyım,

        Dikkat edip hâllerine şaşıyım,

        Doğr’olursan doğruların eşiyim,

        Sözüm gerçek, çok kötüdür tembellik.

 

       ÂŞIK İBRAHİM (? – ?)

       Halk ozanı. 18. yüzyılda yaşadı. Yozgat’ın Sorgun ilçesinin Bahadın beldesinde doğdu. Şiirleri sazlarla dile geldiği, plaklara okunduğu, birkaç dergide yazıldığı ve takvim yapraklarında yer almasına rağmen kimliği ile bütünleşen bir yapıt oluşmadı.

        Âşık İbrahim, çevresinde “hak âşığı” unvanına kavuşan bir halk şairidir. Yaşamı halk arasında efsaneleşmiştir. Şiirlerini hece ölçüsüyle ve zamanına göre duru bir Türkçeyle yazmıştır.

        Köyün hatırı sayılan büyüklerinden birini incitici bir söz söylediği söylentisi üzerine Karısı Senem’e sitem eden şu şiiri söyler ve bir süre köyden ayrılır:

 

                SENEM’E SİTEM

        Ben gidiyom, emanetin Allah’a,

        Ben gidersem bu ellerde gal gayrı.

        Terk eder sılayı şimdiden sonra,

        Gelmeyince kadirimi bil gayrı.

 

        Benim sevdiceğim kaşı kemandır,

        Bu aşkın elinden hâlim yamandır,

        Gidiyom ya gelecveğim gümandır,

        Helallaşak nazlı yârim gel gayrı.

 

        Ben yolcuyum, beni yoldan eğleme,

        Kement atıp yollarımı bağlama,

        Bu sevdadan vazgeçilir belleme,

        Senin sözün ceddimize zül gayrı.

 

        İbrahim’im ben bu elde duramam,

        Lokman Hekim gibi yaralarım saramam,

        Gül yüzlümün yüzünü de göremem,

        Dost bağından ayrılıyor yol gayrı.

 

        ÂŞIK KAPLANİ [(HASAN KAPLANİ (1958 -)]

GetImage2 (3) apv0ms0tirtcrggcg1p2dmtdle29fh

        Halk şairi. 2 Nisan 1958’de Yozgat’ın Sorgun ilçesine bağlı Tulum köyünde dünyaya geldi. İlkokulu köyünde bitirdi. Ortaokulu Sorgun’da ve Sorgun’a bağlı Eymir bucağında okudu. Lise öğrenimine Ankara Mustafa Kemal Lisesinde başladı. Bir yıl Samsun’da okuduktan sonra yeniden Ankara’ya döndü ve İnönü Lisesinden mezun oldu. Yükseköğrenimini Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinde tamamladı.

        Küçük yaşlarda şiir yazmaya başladı. Henüz 10 yaşındayken de bağlamayı eline aldı. Onu bu konuda yönlendiren ve ilk bağlamasını kendi eliyle yapıp ona veren amcası Yusuf Kaplan oldu. Kaplani bundan sonra bağlamasını elinden bırakmaz oldu. Kendini geliştirdi. Çalıp söylediği türkülerle dikkat çekti.

        1977’de halk konserleri etkinliklerine yöneldi. Aynı yıl “Halk Ozanları Kültür Derneği”ne üye oldu. Daha sonra dernekte yönetim kurulu üyeliği, genel sekreterlik ve denetleme kurulu başkanlığı görevlerinde bulundu.

        Çoğunlukla Kaplani mahlasını (takma adını) kullandığı şiirlerinde hemen her tür konuyu işledi. 1980’li yılların ortalarında söylediği birçok türkü ile adı duyulan Kaplani’nin şiirlerinin bir bölümü, Metin Turan tarafından hazırlanan “Yürüyorum Dikenlerin Üstünde (1999)” adlı kitapta yayımlandı. Şiirleri ayrıca birçok dergi ve kitapta yer aldı.

        Kaplani’nin tek başına ve diğer sanatçılarla birlikte albüm çalışmaları oldu. İlk kaset çalışmasını 1980’de yaptı.  1997’de “Yanar Yüreğim” adıyla bir başka kaset çıkardı.

        Bugün birçok halk müziği sanatçısı tarafından okunan güzel türkülerin altında (50’nin üzerinde türkü) Hasan Kaplani’nin imzasını görüyoruz: “Yürüyorum Dikenlerin Üstünde”, “Senin Gibi Sahte Dosta inanmam”, “İkrarım İkrardır Gül Yüzlü Dostum”, ”Nazlı Yâr”, “Bahar Geldi, Yaz Gelmedi”, ”Bırak Gam Kederi Yaralı Gönül” bunlardan bazılarıdır. Kaplani’nin ayrıca “Bahar Gözlü Yârim” adlı bir şiir kitabı vardır.

        Kaplani, halkın içerisinden çıkıp kendisini yetiştirmiş birisidir. Onun belki de en büyük ayrıcalığı; halk şiirini sevmiş olması, bu geleneği yaşatacak, ona saygıyla bağlı bir aileden gelmesidir.

        Evli ve üç çocuk babası olan Kaplani, şiir çalışmalarının yanı sıra kaset hazırlıkları ve genç sanatçıların eğitimiyle  yaşamını sürdürmektedir.

       Şiirlerinden bir örnek (türkü sözü):

 

        YÜRÜYORUM DİKENLERİN ÜSTÜNDE

Karanlık bir gece, yol görünmüyor,

Yürüyorum dikenlerin üstünde.

Kara çalı bana aman vermiyor,

Yürüyorum dikenlerin üstünde.

 

Güneş erken doğup şafak sökmüyor,

Gökteki bulutu söküp atmıyor,

Ay karanlık, güneş ışık tutmuyor,

Yürüyorum dikenlerin üstünde.

 

Sonlanmadı menzil ile durağım,

Belki çok yakınım, belki ırağım,

Yaralandı parça parça ayağım,

Yürüyorum dikenlerin üstünde.

 

Yavaş yavaş ilerlerken Kaplani,

Benim ile yola çıkanlar hani,

Geri dönsem taşa tutar el beni,

Yürüyorum dikenlerin üstünde.       

 

        ÂŞIK MECZUBİ [NURİ DOĞRUYOL (1930 – )]
Meczubi

 

        Halk şairi. 8 Şubat 1930’da Yozgat’ın Yerköy ilçesinin Terzili köyünde doğdu. Şiirlerinde “Meczubi” takma adını kullandı.

        1948 yılında bazı gazete ve dergilerde şiirleri yayımlanan âşık, bir eleştiri ve gülmece ustasıdır. Ancak iç dünyasında Yunus Emre gibidir. Yiğitlik, kahramanlık şiirleri yazanlar arasında da sayılı şairlerdendir.

        Şairin “Yozgat’ta Parlayan Güneş, Kalbimin sesi, Şakacı Kızlar, Kıbrıs’ı Özleyiş, Ölüm Döşeği, Dedikodusuz Yuva, Dile Gelen hakikatler” adıyla yayımlanmış şiir kitapları vardır. 8’li ve 11’li hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerde duru bir Türkçe kullanmıştır.

        Şiirlerinden bir örnek:

 

                         GÜZEL

        Sarma her merhemi yarana sakın,

        Sensin bana benden çok daha yakın,

        İsyanımı hoş gör, hâlime bakın,

        Kün emri sahibi, taptığım güzel.

 

        Sığmaz kitaplara senin bu vasfın,

        Bin bir ismin vardır, amma bir aslın,

        Ölürsem bu yazım hatıra kalsın,

        Gün oldun hayatta, taptığım güzel.

 

        Yaz diye emrettin, yazdı kaleme,

        Ne şüpheye düştüm ne de eleme,

        Varlığın bildirin cümle âleme,

        Ün oldun hayatta, taptığım güzel.

 

        Arşa, kürse sahip bir nazlı yârsın,

        Bulutsun, rüzgârsın, yağmursun, karsın,

        Her nereye baksam orda sen varsın,

        Yön oldun hayatta, sevdiğim güzel.

 

        Ne büyük ibretler gösterdin bana,

        Şükür Meczubi’yi bağladın sana,

        Âşığımsın dedin, saldın meydana,

        Can oldun hayatta, taptığım güzel.

 

        ÂŞIK MUSTAFA TAŞKAYA (1959 – )

Mustafa Taşkaya

        Halk şairi. 1956’da Yozgat’ın Sorgun ilçesinin Akocak (Bilalik) köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokulu ve liseyi Sorgun’da bitirdi. Ailesi yoksul olduğu için öğrenimini sürdüremedi. Şiir yazmaya 13 yaşlarında başladı. Aynı yaşta saz çalmayı da öğrendi.

        1976 yılından başlayarak ekmeğini gurbette aramaya çıktı. Baba, ata mesleği olan rençberlik gözünü, gönlünü doldurmamıştı. İstanbul’da kendine yeni bir yaşam kurdu. Bir kasetçilik ve plak şirketinde müzik çalışmalarına başladı. Şu anda da müzik çalışmalarını sürdürmektedir.

        Şair, yazdığı şiirlerin hepsini kendi besteledi ve saz eşliğinde çalıp söyledi. Piyasaya kendi besteleriyle doldurduğu albümler çıkardı. Şiirlerinde sıla özlemi, yoksulluk, yozlaşan ve değişen değer yargıları, haksızlık gibi konuları işledi.     Mahlas olarak kendi adı olan Mustafa’yı kullandı.

        Şiirlerinden bir örnek (özgün yazımıyla):

 

              YAZ BANA TANRIM

        Al fistanı giymiş önü düğmeli,

        Kiprikler ok gibi, gözler sürmeli,

        Kendi selvi boylu, tombul memeli,

        Böyle gözelleri yaz bana Tanrı’m.

 

        Gözlerini yarat zeytinden siyah,

        Ağzı pek ufacık, burnu topah,

        Al yanah üstüne bir de ben bırah,

        Böyle gözelleri yaz bana Tanrı’m.

 

        Al fistanı giymiş, başı yazmalı,

        Koluna takıp da şöyle gezmeli,

        Yanak elma gibi, üstü gamzeli,

        Böyle gözelleri yaz bana Tanrı’m.

 

        Akşam geç gelince uyanık görem,

        Okşayıp yüzünü, yüzüme sürem,

        Eğer istiyorsa canımı verim,

        Böyle gözelleri yaz bana Tanrı’m.

 

        Mustafa der ki hâlimi sorma,

        Gönlümden veririm yâre bir arsa,

        Yozgat kızı olsun imkânı varsa,

        Böyle gözelleri yaz bana Tanrı’m.

 

Âşık Nazi 1Âşık Nazi 2Âşık Nazi 3

Niyazi 1Niyazi 2

tarama0017 Niyazi 4

Niyazi 5

       

        ÂŞIK SITKI BABA [SITKI GÖK-1896-1961)]

        Halk şairi. 1986 yılında Yozgat’ın Sorgun ilçesinin Tiftik köyünde doğdu. Asıl adı Sıtkı Gök olan şair küçük yaşlarda aynı köyde imamlık yapan Hafız Hoca’dan Kur’an öğrendi. Sonra Konya’da medrese öğrenimi gördü. Sorgun’un çeşitli köylerinde ve kendi köyünde imamlık yaptı. Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda hem Arapça hem Türkçe öğretmenliği yaptı. Sayısız öğrenci yetiştirdi.

        Asıl mesleği olan imamlığı bıraktıktan sonra çiftçilik yapmaya başladı. Bu ara Abdulgadir Geylani Tarikati’ne girdi. Ünlü şiirlerini undan sonra yazmaya başladı.

        Şair şiirlerinde daha çok tasavvufi konuları işledi. Dönemine göre oldukça yalın bir Türkçe kullandı. Şair için şiirlerini genellikle kaside tarzında yazdığı söyleniyorsa da dikkatli incelendiğinde bunların biçim olarak koşmaya benzediği ve hece ölçüsüyle yazıldığı görülür. Şiirlerinde 8’li ve 11’li hece ölçülerini kullanmıştır. Çoğu şiirleri yol gösterici ve öğüt vericidir.

        Şiirlerinden bir örnek:

 

        YALVARIRIM GÖNÜL SANA

        Yalvarırım gönül sana,

        Terk eyleme, kıl namazı.

        Elinde var iken fırsat,

        Terk eyleme, kıl namazı.

 

        Aman tembel tembel yatma,

        Şeytanın sözüne gitme,

        Nefsin dediğini etme,

        Terk eyleme, kıl namazı.

 

        Kabul olmaz dilekleri,

        Boşa gider emekleri,

        Çok incinir melekleri,

        Terk eyleme, kıl namazı.

 

        Kulum değil, dedi Allah,

        Lanete müstahak billah,

        Şeytana yakındır vallah,

        Terk eyleme, kıl namazı.

 

        Demir taraktan tararlar,

        Tenin toprağa kararlar,

        Kalbinde iman ararlar,

        Terk eyleme, kıl namazı.

 

        İki melek gelir sana,

        Der ne ettin, oku bana,

        Cevap veremezsin ona,

        Terk eyleme, kıl namazı.

 

        Orda sana kulum demez,

        Huzurundan kovar, komaz,

        Müminin senedi namaz,

        Terk eyleme, kıl namazı.

 

        Ey Sıtkı kendine gelsen,

        Namazın kıymetin bilsen,

        İki cihan gülem dersen,

        Terk eyleme, kıl namazı.

 

        ÂŞIK YÜKSELÎ [OSMAN YÜKSEL (1946 – )] *

Osman Yüksel

        Halk şairi. 20.09.1946’da Yozgat Merkez ilçeye bağlı Yudan köyünde doğdu. İlkokulu bitirdi. Askerlik dönemine dek inşaat ustalığı yaptı. Asker dönüşü 1972 yılında Millî Eğitim Bakanlığına odacı olarak girdi. 1974’te itibaren evrak dağıtıcılığına geçti. Çeşitli bakanlık kuruluşlarında görev yaptı. 1979 yılında Yozgat Millî Eğitim Müdürlüğü evrak kaydına atandı. 1993’te emekli oldu

        2003 yılında “Hoş Kokan Güller”, 2011’de de “Birliğe Çağrı” adlı şiir kitaplarını çıkardı. Güzelleme, taşlama, koşma, ağıt, uzun hava, mâni ve kahramanlık türküleri yazdı.

        Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından halk ozanı olduğu tescil edildi ve ozanlık kimlik belgesi aldı.

        Şiirlerinde “Yükselî” takma adını kullanan şair, Yozgat’ta yapılan çeşitli yarışmalarda ödüller aldı.

        Şiirlerinden Bir Örnek:

 

                    BU SABAH

        Bilmem ki karşıma nereden çıktın?

        Yüreğime alev saldın bu sabah.

        Dünyamı başıma bir daha yıktın,

        Aklımı başımdan aldın bu sabah.

 

        Nefsimi sakındım karadan, kinden,

        Sana zarar gelmez sevdiğim benden,

        Usanıp bıkmadım billahi senden,

        Bağrımı taşlara çaldın bu sabah.

 

        Arzunsa boy değil, güzel huy idi,

        Hani sevgi, saygı, sevda pay idi,

        Kırk yıl önce sözleşmemiz ney idi?

        Gönlümün gamını sildin bu sabah

.

        İlhamlar yükledin gamlı özüme,

        Ezelden vurgundum tatlı sözüne,

        Hâlâ tebessümle bakan gözüme,

        Şu ruh kovanımda baldın bu sabah.

 

        Gamla keder sarmış idi sinemi,

        Yine bürünmüşsün pullu yemeni,

        Geldin şenlendirdin gönül hanemi,

        Gülmezken yüzüme güldün bu sabah.

 

        Bakmadın yüzüme asla el gibi,

        Yanakların al al hala gül gibi,

        Coşturdun Yükselî azgın sel gibi,

        Yâr gönül deryama daldın bu sabah.

 

        * Âşık Yükseli hakkında Prof. Dr. İsmet Çetin’in de bir araştırma ve incelemesi vardır:

          Millî Folklor Dergisi, Yozgatlı Âşık Yükselî, Bahar 2000, Cilt 6, Sayı 45, s. 63.

 

 

       FENNΠ[MEHMET SAİT (1850-1918)]

Fenni

        Divan şairi. 1851’de Yozgat’ta doğdu. Asıl adı Mehmet Sait olan şair, Demirli Medrese’de öğrenimini tamamladı. Ömer Ragıp Efendi’den Arapça ve Farsça dersleri aldı. Şiirlerinde Fennî takma adını kullandı.

        Şair, Yozgat Meclis İdaresi başkâtipliği, vergi başkâtipliği görevlerinde bulundu. Ankara Lisesinde edebiyat öğretmenliği yaptı. İyi bir şair olduğu kadar iyi bir hattat (yazı sanatıyla uğraşan kişi), hakkâk (mühür kazıyan, maden, taş, tahta, yaprak vb. üzerine şekiller çizen, yazan kişi) olarak da tanındı. Ayva ve ceviz yaprağı üzerine gözeneklerini boşaltarak yazdığı yazılardan biri günümüze ulaşmış olup Akademisyen Ali Şakir Ergin’in özel koleksiyonunda yer almaktadır. Pirinç tanesine İhlas suresini ve Ayetü’l-kürsî’yi yazdığı bilinmektedir.

        Şairin kendi adıyla yazdığı bir Fennî Divanı vardır. Divanındaki şiirlerinden bazıları M. Vehbi Ulusoy tarafından 1938’de Yozgat Halkevi tarafından çıkarılan Bozok dergisinin değişik sayılarında yayımlandı. Bu divan, şairin damadı tarafından sonra ortaya çıkarılmış olup Ali Şakir Ergin’in özel kütüphanesinde bulunmaktadır. Söz konusu eser Ali Şakir Ergin tarafından bastırılarak yayımlanmıştır.

        Fennî, divan şairi olmasına karşın hece ölçüsüyle de şiirler yazdı. Ama asıl şiirleri, babasının ve hocasının kasidelerinden aldığı esinle yazdığı gazelleridir. Fennî’nin dikkat çeken bir yönü de tasavvuf şair oluşudur. Bu konuda “Emekli     Öğretmen Hüsnü Köktürk”ün bir incelemesini aşağıdaki linki tıklayarak okuyabilirsiniz.

        http://www.geocities.ws/husnu66tr/Yozgatli-Fenni-siir.htm

        1920 yılında ölen şair yörede Fennî Baba olarak anılır.

        Şiirlerinden bir örnek (özgün yazımıyla):

 

                               GAZEL

        Hâlimi cânânıma arz eylesem şekvâ çıkar

        Etmesem sabr u tahammül etsem istiğnâ çıkar

 

        Ah ne müşkül derd imiş dilde muhabbet saklamak

        Söylesem diğer sükût etsem diğer ma’nâ çıkar

 

        Bir hakîkî iltifâtın görmedim görsem bile

        Rûz ise âsâr-ı hülyâ şeb ise rü’yâ çıkar

 

        Ben ne rütbe ağlasam olsam taleb-kâr-ı visâl

        Merhametsiz kâfirin ağzından ancak lâ çıkar

 

        Kabre girsem de kalır ‘aşkın benimle pâyidâr

        Yani ben ölmekle benden sanma bu sevdâ çıkar

 

        İşve-kârım tıfl-ı nevresken tanırdım ben seni

        Der idim şu penbe ten bir şûh-i müstesnâ çıkar

 

        Zübdedir âsâr-ı kilk-i zîfünûnum Fenniyâ

        Şerh olunsa dürlü dürlü nükte vü imâ çıkar

 

        KASIM KAZANCIKLIOGLU (1913-1976)

Kasım kazancıklıoğlu

        Halk ve divan şairi. 1903 yılında Yozgat’ın Sorgun ilçesinin Alcı Köyü’nde doğdu. Halil İbrahim Ağa’nın tek erkek çocuğu olduğu için ailenin gözdesiydi. O günkü koşullara göre ekonomik durumu iyi olan babası, onu köyde mevcut olan iptidaiye (bugünkü ilkokul) gönderdi. İlk öğrenimini köyünde, ortaöğrenimini Yozgat’ta tamamladı. Ardından Konya Muallim Mektebini bitirdi ve 1927’de öğretmenlik görevine başladı. 1928 yılına kadar bu görevini sürdürdü. Askere gitti. Döndükten sonra yeniden öğretmenlik yaptı. Bir süre sonra da öğretmenliği bırakıp çiftçiliğe başladı. Bu ara fırsat buldukça şiirler yazdı.

        1950 yılında Sorgun’a yerleşti. 1965 yılına kadar serbest çalıştı. Bir yandan da şiir yazmayı sürdürdü, hatiplik yaptı. Bir ara siyasetle de uğraştı, sonra bundan vazgeçti.

        1965’te Yozgat Bayındırık Müdürlüğüne Köy içme suları baş teknisyeni kadrosu ile göreve başladı. 1971 yılında emekliye ayrıldı. Ankara Kayaş’taki evine yerleşti. Yaşantısını yine şiir yazmakla ve hoş sohbetlerle sürdüren şair 26.12.1976’da öldü.

        Şairin 6 erkek, 1 de kız olmak üzere 7 çocuğu vardır.

        Koşma, semai, taşlama ve divan tarzı şiirleri duygu yüklüdür. Öğretici şiirleri de vardır. Heceyi çok iyi kullanmıştır. Halk şiirlerinde oldukça yalın bir dil kullanmıştır.

        Şiirlerinden bir örnek:

 

                BİR GÜN

        Deli gönül ne gamlanır,

        Dolacaktır çile bir gün.

        Döne döne bahar gelir,

        Bülbül konar güle bir gün.

 

        Bir kitle var erginleşen,

        Sıkıştıkça derinleşen,

        Buruldukça gerginleşen,

        Mızrap değer tele bir gün.

 

        Var gücünü hiçe yoran,

        Düşünmeden tipi boran,

        Çağlar boyu bahçe kuran,

        Elbet verir sele bir gün.

 

        Yardakçılar yaltaklanır,

        Her kötülük savsaklanır,

        Kötürümler ayaklanır,

        Dilsiz gelir dile bir gün.

 

        Uyumayan göz kamaşır,

        Kem düşünen korku taşır,

        Bataklığa tez ulaşır,

        Gemi batar mile bir gün.

 

        Kasım kara gün çok saydın,

        Haracıyı içe yaydın,

        Kara günün sonu aydın,

        Güleriz baht ile bir gün.

 

Sır Kâtibi Âşık Necip 1 Sır Katibi Âşık Necip 2

 

ŞERAFETTİN HANSU (1969 – )

Şerafettin Hansu

        Halk şairi. 19.12.1969 yılında Yozgat- Boğazlıyan ilçesi Özler köyünde (şimdi belde) doğdu. Ortaokulu köyünde okudu. Lise öğrenimi için Kayseri’ye gitti, fakat okulunu ikinci sınıfta bıraktı. Askerlik sonrası Almanya’ya gitti.

        Müzik aşkı küçük yaşlarda başladı. Saz çalmayı kendi kendine öğrendi. Almanya’da sıla özleminin de etkisiyle sazına sıkı sıkı sarıldı. Zamanla kendini daha da geliştirdi. Meclislerinde bulunduğu âşık ve şairlerin izinden yürüdü. 2003 yılında şiir yazmaya başladı. Şiirlerinin çoğunu besteleyip yanık yorumuyla dinleyicilerine sundu.

        Yapıtlarında halkın türlü sıkıntılarına parmak bastı. Sevdasını da sazının tellerinde dillendirdi. Yüreği hep Yozgat özlemiyle çarptı. Bu özlem türkülerine de yansıdı. Birbirinden güzel türküler besteledi. “Yozgat, İnsandan, Değil midir, Ağlaştık Durdum, Bahar Gelmiş Yine Bizim Ellere, Eller Ayırdı Bizi, Bana dert Oldu, Gel Bu Sohbete, Bir Dünya Kuralım, Gurbet Soluğu” bunlardan birkaçıdır.

        Şerafettin Hansu, halen Almanya’da yaşamaktadır.  Burada sünnet, kına, düğün gibi etkinliklerde saz çalıp türkü söylemekte olan sanatçı birtakım televizyon programlarına da çıkmıştır.
Sanatçı; üçü erkek, biri kız olmak üzere dört çocuk babasıdır.

 

Âşık Gamlî 1 Âşık Gamlî 2İfşaî 1İfşaî 2

Himmetî 1 Himmetî 2

Hizbî 1Hizbî 2Hizbî 3Hizbî 4 Hizbî 5

        Yozgatlı Hüzni hakkında M. Halit Bayrı’nın da bir araştırma ve incelemesi vardır:

        Yozgatlı Hüznî, M.Halit Bayrı, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Kasım 1960, Cilt 6, Sayı 136, s. 2269, 2270.

tarama0018

 Seyrî 1Seyrî 2 tarama0022Zeminî 1 Zeminî 2 Zarî 1Zarî 2

       **************************************************************

        Buraya dek yaşam öyküleri verilenler dışında daha pek çok halk şairi ile divan şairimiz vardır. Bu şairleri göz ardı etmek söz konusu değildir. Tümünü tek tek ele almanın olanaksızlığı, bazıları hakkında da ayrıntılı bilgi edinememe nedeniyle onları da kendi arasında abc sırasına göre burada sıralama gereği doğmuştur. Yozgat’ımızı bu üretken insanlarına teşekkür ediyoruz.

 

        ÂŞIK ALİ ÇİFTÇİ

        ÂŞIK ÇAKIROĞLU

        ÂŞIK ÇATAR

        ÂŞIK DERDİYAR

        ÂŞIK DURMUŞ GÖÇ

        ÂŞIK AHMET YILDIZ

        ÂŞIK ÇAKIROĞLU (Mustafa Öztürk)

        ÂŞIK ÇERÇİ

        ÂŞIK DERUNÎ (H. Avni Bozok)

        ÂŞIK FEDAÎ (Gültekin Karabulut)

        ÂŞIK FEYYAZ BEKDUR

        ÂŞIK HACI ÖZKAN

        ÂŞIK HALİL (Halil Taşdemir)

        ÂŞIK HAŞİM ARICI

        ÂŞIK HAYDAR (Haydar Orhan)

        ÂŞIK HAYDAR ŞAHİNER

        ÂŞIK HIZLÎ (Ali Karaçay)

        ÂŞIK HURŞİT (Hurşit Atmaca)

        ÂŞIK HÜSEYİN ÇAVUŞ (Hüseyin Yeter)

        ÂŞIK İDRİS

        ÂŞIK İKRAMÎ (Mehmet Aydoğan)

        ÂŞIK KÂZIM DOĞAN

        ÂŞIK KULHAKİ

        ÂŞIK MURAT

        ÂŞIK MUTTALİP (Muttalip Erdem)

        ÂŞIK NURETTİN BAŞER

        ÂŞIK NİYAZİ ERSOY

        ÂŞIK ONBAŞI (Yahya Erbek)

        ÂŞIK SEFİL DÖNDÜ [Döndü Akdemir (“İçimdekiler” ve “Dağarcığımda Anadolu’nun Özverisi” adlı iki kitabı vardır.)]

        ÂŞIK VELİ VARLIK

        GÜNAYDIN KAZANCIKLIOĞLU

        HACI AHMET EFENDİ

        HACI ÇAY

        HASAN COŞKUN (DEMLÎ)

        HASAN HÜSEYİN ÇALIŞKAN

        HÜR ÂŞIK (Abdulkadir Sezgin)

        ŞEVKET SARAÇ

        SEYYAHÎ (Âşık Çelebi)

        YUSUF HAN

        ZİYA HIZIROĞLU