Eğlencelik Oyunlar

 

        Uzun yıllar önce radyonun hayal meyal anımsandığı, telefonun bir lüks olduğu, televizyonun daha ortada olmadığı dönemlerde yaşayanlar iyi bilirler, çocuklar kendi yarattıkları oyuncak ve oyunlarla eğlenip zaman geçirmeye çalışırlardı. Yetişkinler de uzun kış gecelerinde kendilerini eğlenecek etkinlikler üretme peşindeydiler. Bunun sonucunda birbirinden güzel çocuk ve yetişkin oyunları çıktı ortaya.  Çocuklar mahalle aralarında çeşitli oyunlar oynarken, yetişkinler de özellikle düğünlerde ilginç gösteriler düzenleyerek hem kendilerini hem de çevrelerindekileri eğlendirdiler. Bu nedenle  Yozgat’ta oynanan oyunları iki ana başlık altında toplamak uygun olur: çocuk oyunları, köy seyirlik oyunları.

        Günümüzde teknolojinin hızla yaygınlaşması, kitle iletişim araçlarının artması insanların eğlence anlayışlarını değiştirmiş, bunun sonucunda oyun kültürü unutulmaya yüz tutmuştur. Her ne kadar yetişkinlerin “köy seyirlik oyunu” denilen gösterileri köy düğünlerinde sergilenmeleri sürse de bu oyunlar da eski önemini yitirmiştir. Halk kültürümüzün önemli ögelerinden biri olan oyunlarımızın unutulmaması önemlidir. İşte bu sayfada bu amaçlanmıştır.

        Evet, bakalım ne gibi oyunlarımız varmış.

 

        A. ÇOCUK OYUNLARI

        Yozgat ve yöresinde çeşitli çocuk oyunları oynanır. Bunların çoğu başka yörelerde de oynanan türdendir. Kentler arası kültür alış verişinin doğal bir sonucudur bu. Ama yine de bazı yörelerin kendine özgü tipik oyunları vardır. Burada “saklambaç, körebe, ip atlama, yakan top” gibi çok yaygın ve bilinen oyunlar üzerinde durulmamış; yöresel niteliği daha fazla olanlar yeğlenmiştir. Zaman zaman oyunlarla ilgili fotoğraf ve videolara da yer verilmiş, böylece oyunların daha iyi anlaşılması sağlanmıştır.

 

        1. ARI (VIZ) OYUNU

        3-5 kişi tarafından oynanır. Oynayacak olanlardan biri sayışmaca yoluyla ebe seçilir.  Oyuncular ebenin 1-2 metre arkasında dizilirler.  Ebe sağ eliyle avuç içi içeri gelecek biçimde sağ yüzünü, gözünü ve kulağını kapatır. Sol elini de sağ koltuk altına koyar. Oyunculardan biri sessizce ebeye yaklaşır ve eline (omzuna, sırtına vb.) vurup hemen arkasını döner. Bu sırada diğer oyuncular ebeyi şaşırtmak için hep bir ağızdan, “Vızzz, vızzz, vızzz!” diye bağırırlar. Ebe oyuncular döner ve kendine kimin vurduğunu bulmaya çalışır. Ebe vuranı bilirse ebe o olur, bilmezse ebeliği sürer.

 

        2. AŞIK OYUNU

Aşık

        Aşık, koyun ve keçilerin arka bacaklarında bulunan dört yüzlü kemikle oynanan bir oyundur.  Aşık kemiğinin her bir yüzünün adı vardır. Bu yüzler yöreden yöreye farklı adlar alır. Bu adlar, bazı kaynaklarda “cuk (cik),  tok, allı, kazak”; bazı kaynaklarda “cik, tök, alşı, öpen” olarak geçer. Örneğin Yozgat’ta aşık kemiğinin kulak memesine benzeyen kısmına “gıdık” denir.  Allı ya da kazak denilen kısımlar aşık kemiklerinin alt ve üst dar yüzeyleridir.  Aşıklardan biri “enek” (kimi yerlerde “şak”) olarak adlandırılır. Enek olan aşığın içi kurşunla doldurulmuştur. Amaç, aşığın ağır olup diğer aşık kemikleri üzerinde etkili olmasıdır. Aşıklar, özellikle enek olanı, ilginç renklerle boşanarak gösterişli bir duruma getirilir.

        Aşık, en az iki kişi ile oynanır. İlk atışı yapacak oyuncu ve oyun sırası, yazı tura vb. yöntemlerle seçilir. Aşık kemikleri her oyuncudan eşit sayıda, yerde zıda adı verilen bir dairenin ortasına tek sıra olarak allı ya da kazak yüzeyleri yere gelecek biçimde dik olarak   dizilir. İlk oyuncu, dairenin dışında belli bir uzaklıktan (genellikle 3-4 metre) elinde bulunan enekle daire içindeki diğer aşıklara vurarak onları daire dışına çıkarmaya çalışır. Daireden dışına çıkan aşık, oyuncunun olur.  (Oyuncular önceden eneğin atış sonrası durumu konusunda aralarında anlaşırlarsa ve atış sonrası enek gıdık tarafı üste gelecek biçimde durursa daire dışına çıkardıkları kemik sayısı kadar da ödül  kazanırlar.) Bir ya da daha fazla aşığı daire dışına çıkaran oyuncu, atış sonrası eneğin kaldığı yerden oyunu sürdürür. Enek genellikle daire içinde diğer aşıklara yakın konumda kaldığından oyuncu sonraki atışlarda daha avantajlıdır. Oyuncu aşıkları ıskalarsa sıra diğerine geçer. En çok aşığı daire dışına çıkaran kişi oyunu kazanır.

        Tarihi bir Türk oyunu olan aşık, Türklerin yayıldığı tüm coğrafi bölgelerde oynanan bir oyundur. Aşağıdaki videoyu izlerken buna tanık olacaksınız.

 

        3. AYAĞIM NALLI OYUNU

        Oyun iki takım arasında oynanır. Oyuna katılan oyuncular futbol oyuncuları gibi iki öbeğe ayrılırlar. Her öbeğin bir kalesi vardır. Kalelerde iki direk bulunur. Direğin biri her takımın kendi oyuncularına ayrılmıştır. Diğeri  ise karşı öbekten alınan tutsaklar içindir. Oyun başlayınca her öbekten karşı tarafa birer tutsak verilir. Sonra da tutsaklar kurtarılmaya çalışılır. Önce karşı öbekten çıkan bir oyuncu, “Ayağım nallı.” der ve  tutsak olan arkadaşını kurtarmak için koşar. Karşı taraftan başka bir oyuncu da, “Ayağım nallı.” diyerek onu yakalamaya çalışır. Yakalarsa o kişi de tutsak olur. Rakip oyuncular arkadaşlarını tutsak vermemek için diğer bir oyuncuyu oyuna sokarlar. Kaleden en son ayrılan ebe sayılır. Oyun böyle sürer. Sonunda bir taraf tamamen tutsak olur. Diğer taraf oyunu kazanır ve kaleleri değişirler. Yeniden oyuna başlayıp ikinci yarıyı oynarlar.

 

        4. BİRBİRBİR OYUNU

Birbirbir

        Birdirbir, çocuklar ve gençler arasında oynanan bir oyundur. 7-8 kişiyle oynanır. Oyuncular arasından biri ebe seçilir. Bu seçim genellikle sayışmaca yoluyla yapılır. Ebenin duracağı yer belirlenir. Diğerleri ebeden 20-25 adım ötede 3-4 adım aralıklarla dizilirler. Ebe eğilip belini kamburlaştırır. Sırası gelen ebenin üstünden atlarken kendi numarasını söyler. Bu numara söyleme belli bir tekerlemeye göre söylenir. Örneğin birinci oyuncu ebenin üstünden atlarken “birdirbir” der ve ebeden 3-4 adım ötede o da eğilip belini kamburlaştırır. Sırası gelen kişi, hem ebenin hem de kendinden önce atlayan kişinin sırtından atlar. Ebenin sırtından atlarken sırasını belirtip tekerlemenin kendisiyle ilgili bölümünü söyler ve en son atladığı kişiden sonra o da eğilir.

        İkincisi, “İkidir iki, olur tilki.”; üçüncüsü, “Üçtür üç, yapması güç.”; dördüncüsü, “Dörttür dört, kuş gibi öt.”; beşincisi, “Beştir beş, aldım bir eş”; altıncısı, “Altıdır altı, yaptım kahvaltı.”; yedincisi, “yedidir yedi, yemeğimi yedi.”; sekizincisi, “Sekimiz seksek, yere düşen eşşek.”; dokuzuncusu, “Dokuzum durak, nerde oturak?” der. (Söylenen tekerleme yöreden yöreye ya da oynayan kişilere göre farklılıklar gösterir.) Bu durum birisinin atlayamamasına kadar sürer. Atlayamayıp düşen ebe seçilir. Ebe, ebelikten kurtulmaya çalışır. Bunun için arkadaşları atlarken çok eğilerek ya daha yükselerek birinin düşmesi için çabalar. Atlayamayan ya da düşen ebe olur. Bazen oyunu daha da zorlaştırmak için ebenin üstüne mendil konur. Bu durumda, atlarken mendili düşüren ebe olur.

        Birdirbirin bir başka türünde, oyuna katılanlar ebenin üstünden atladıktan sonra hemen onun yanında eğilirler. Yani arada bir boşluk bırakmazlar. Bu durumda arkadan gelen kişi tümünün üzerinden atlamak durumundadır. Böyle oynanan oyunda oyuncu sayısının az olması gerekir. Çünkü sayı arttıkça atlamak zorlaşıp olanaksız duruma gelir. Bir de yaralanma tehlikesi söz konusudur.

        Birdirbirin bir türünde de oyuna katılanlar yalnızca ebenin üstünden atlarlar. Atlamayı başaramayanlar ya da atlarken dengesini yitirip düşenler yanar ve ebe olurlar.

        Birbirdirle ilgili iki örnek video:

 

         5. ÇELİK ÇOMAK OYUNU

Çelik Çomak 1Çelik Çomak 2

        “Çelik çomak” oyununda iki gereç vardır: Biri,  “çelik” denilen 15-20 cm uzunluğunda, 2-3 cm kalınlığında bir ağaç parçası; diğeri de 1 metre uzunluğunda bir değnektir. Çeliğin iki ucu bıçakla sivriltilir. Çomakla yerde bulunan çeliğin uç kısmına vurularak onun havada uçması sağlanır. Oyunda amaç, ucuna vurularak yerden kaldırılan bu çeliğin havadayken çomakla vurulup elden geldiğince uzağa fırlatılmasıdır.

        Oyun, genellikle iki kişiyle oynanır. En az iki kişilik takımla da oynanabilir. Oyuna kimin ya da hangi takımın önce başlayacağını belirlemek için düz bir alanın ortasına bir daire çizilir. Rakip iki kişi belli bir uzaklığa geçer ve ellerindeki çeliği bu dairenin içine atarlar. Çeliği merkeze en yakın düşüren oyuna başlar. Bir başka yöntem de daire içindeki çeliğe çomakla vurarak saydırmaktır. Bu durumda en fazla vuran oyuna başlama hakkı kazanır.

        Oyun şöyle oynanır: Yerde küçük bir çukur açılır. Çelik bir ucu dışarı gelecek biçimde bu çukura konur. Amaç, ilk harekette çeliğin havalanmasını kolaylaştırmaktır. Sonra 15-20 metre uzaklığa bir çizgi çekilir. Oyuna başlayan kişi, becerisini kullanarak çeliği havalandırır ve ona çomakla vurarak işaretli çizgiyi geçirmeye çalışır. Çizgiyi geçiremez ya da ıskalarsa oyun başlamaz. (Oynayan kişiler aralarında anlaşmışlarsa çizgiyi geçiremeyenlere ikinci bir hak daha verilir.) Sıra diğerine geçer. Çizgiyi geçirirse çeliğin düştüğü yere gider, elindeki çomakla çeliği yeniden havalandırır ve dağa uzağa atmaya çalışır. Başaramazsa sıra diğerine geçer. Oyun böylece sürer. Oynayanların kaç hak kullanacağı oyun başında belirlenir. Herkes hakkını kullanınca oyun biter. En çok sayı kazanan kişi ya da taraf oyunu kazanır.

        Çelik çomak oyununun başka biçimde oynandığı durumlar da vardır. Örneğin, bir taraf çeliği çomakla  ileri  atar, karşı taraf da elindeki sopayla çeliği havada vurur. Çelik atıldığı çukurdan daha geriye düşerse sayı alır.

        Oyunun bir başka biçimi de şöyledir: Oyuncu çukura yerleştirilen çeliği elindeki çomakla B tarafı oyuncularına doğru hızla atar ve çomağı dairenin içine bırakır. Eğer B taraf oyuncuları atılan çeliği havada yakalarsa hem sayı kazanır hem de çeliği kaptıran A takımı oyuncusu oyundan çıkmış olur. B takımı çeliği yakalayamazsa çeliği düştüğü yerden alıp yerdeki çomağa doğru atarlar. Çomağı vurabilirlerse A takımının oyuncusu yine oyundan çıkar. Vuramazlarsa A takımı çelikle çomağın arasındaki uzaklığa bakarak B takımının bu uzaklığı belli bir adımda almasını ister. Örneğin, “Üç adımda al, beş adımda al.” gibi. B takımında adımını büyük atabilen ve kendine güvenen bir oyuncu bulunmazsa ya da bu adım sayısında çomaktan çeliğe ulaşamazsa A takımı adım sayısı kadar sayı alır. Eğer bu adımda yetişebilirlerse sayıyı B takımı alır. Oyunun başında kararlaştırılan sayıya ilk ulaşan takım oyunu kazanır. Bir sonraki oyuna kazanan taraf başlar. Hangi tarafın oyuncularının tamamı oyundan çıkarsa bu kez diğer taraf oyuna başlar. Bir takım, kararlaştırılan sayıya hiç puan yitirmeden ulaşırsa oyundan çıkmış bir arkadaşlarını yeniden oyuna sokma hakkı elde eder.

        Oyunla ilgili bir video:

 

 

        6. ÇEMBER ÇEVİRME OYUNU

Çember oyunu

        Oyun, demir çubukla yapılmış bir çemberle oynanır. Uzun ve kalın bir telin ucu halka biçiminde kıvrılıp bu çembere geçirilir. Uzun telin diğer ucu tutularak çember istenilen yöne sürülür. Çemberi yere düşürmeden sürmek sanıldığı kadar kolay değildir. Çember yarışı için belli bir uzaklık belirlenir. Çemberiyle hedefe en önce varan, oyunu kazanır. Yarış sırasında çemberin yere düşmemesi gerekir. Çemberi yere düşüren oyunu kaybeder.  Oyunda belli bir kişi sayısı yoktur.Oyun birtakım şenliklerde yetişkinler tarafından da oynanmaktadır.

 

        7. DALYA OYUNU

DALYA

        3-4 kişiden oluşan İki öbek arasında oynanır. Bir çizgi çekilir. Çizgiden altı-yedi adım uzağa 7-8 ufak kiremit parçası üst üste gelecek biçimde dizilir. Sonra oyuna hangi tarafın başlayacağı belirlenir. Bunun için genellikle sayışmaca yapılır. Oyuna başlayacak öbekten biri çizgiye gelir. Rakip takımdan biri de dizili kiremit parçalarının başında durur. Çizgideki oyuncu elindeki küçük lastik topu atarak dizili kiremitleri düşürmeye çalışır. Ama elden geldiğince az sayıda kiremit düşürmelidir. Çünkü kiremit taşları yıkıldığında mücadele başlamış demektir. Atışı yapan taraf oyuncuları yıkılan kiremit parçalarını yeniden üst üste dizmek için çabalarlar. Bu ara atılan topu yakalayan rakip takım oyuncuları da kiremitleri dizmeye çalışan kişilere ellerindeki topu atarak onları vurmaya çalışırlar. Vurulan oyuncu oyun dışı kalır. Bu ara ebe olan takımın oyuncuları topu birbirlerine pas olarak verebilirler. Kiremit parçalarını dizmeye çalışanlarsa hem eylemlerini sürdürmek hem de toptan sakınmak için çaba gösterirler. Bir yandan da kendilerine atılan topu tutmaya çalışırlar. Çünkü topu tutmayı başaran kişi oyun dışı sayılmaz. Topu daha uzağa atarak takımına zaman kazandırır. Kiremit dizmekle uğraşan takımın oyuncuları ellerinden geldiğince kiremitlerin yanında beklerler ki dizmeye katkıda bulunabilsinler. Kiremit dizmeye çalışanlar bunu başarırlar ve hâlâ vurulmayan oyuncu ya da oyuncuları kalırsa oyunu kazanmış olurlar. Ancak kiremitleri dizmeyi başaramadan tüm oyuncuları vurulursa oyunu kaybederler. Top bu kez karşı tarafa geçer ve bu kez atışı onlar yaparlar. Oyun da böylece sürer. Oyunun kaç el oynanacağı iki tarafça oyun başlamadan kararlaştırılır.

 

        8. GÜVERCİN TAKLASI OYUNU

tAKLA

         Dörder kişilik iki takımla oynanır. Önce ebe olan takım belirlenir. Bu belirleme sayışmaca ya da kura yoluyla yapılır. Sonra takımdan iki kişi birbirlerine arkaları dönük biçimde hafifçe eğilerek ayakta dururlar. Diğer iki kişi de biri ön biri arka tarafta olmak üzere kafalarını bunların ayakları arasına sokar ve sağlam durmak için de elleriyle onların ayaklarını tutarlar. Diğer takım oyuncuları da ayakta durup bellerini aralayan oyuncuların arasından takla atarlar. Onlara atlama ortamı hazırlayan diğer takım oyuncuları atlayanları engelleyici bir davranışta bulunamazlar. Yoksa atlayış yinelenir. Oyunculardan biri takla atmayı başaramazsa onun takımı diğerinin yerine geçer. Oyun böyle sürer.

        Oyunla ilgili bir video:

 

 

        9. LIT OYUNU

        “Lıt” yuvarlak taş demektir. Oyun dört, altı ya da sekiz kişiyle oynanır. Her  oyuncunun beş lıtı ve bir de elinde “şaka” denilen yassı bir taş olur. Bu taş lıtları vurmak için kullanılır. Oyun için büyükçe bir daire, dairenin ortasına da bir çizgi çizilir. Her oyuncu lıtlarını dairenin ortasındaki çizgiye koyar. Daireden belli uzaklıktaki bir yere de bir atış çizgisi çizilir. Oyuncular ellerindeki “şaka”larla lıtları dairenin dışına çıkarmaya çalışırlar. Oynama sırası sayışmacayla belirlenir. Kim kendi lıtından fazlasını daire dışına çıkarırsa oyunu kazanmış olur.x

 

        10. SEKSEK OYUNU

Seksek 2seksek 1Seksek 3

        Seksek, yere tebeşir ile birbirini izleyen kareler ya da daireler çizilmesi ve numaralandırılmasıyla oynanan bir tür sokak oyunudur. Daha çok kız çocuklar arasında oynanır. İki ya da daha çok kişi tarafından oynanabilir. Pek çok çeşidi vardır.

        Oyunu oynamak için yukarıdaki resimde de görüldüğü gibi genellikle 7, 8 ya da 10 kareli çizgiler çizilir. (Daha farklı çizgiler de çizilebilir.) Bu çizgilerden en az ikisi yan yanadır. Oyuncular çizgili alanların içine sırayla ellerindeki kiremiti ya da yassı bir taşı atarlar.  Atılan cisim çizili alanların dışına düşer ya da çizgide kalırsa atma sırası öbür oyuncuya geçer. Atış başarılı olursa oyuncu tek ayağı üzerinde sekerken taşı taşı da iterek bütün boşluklardan geçirmeye çalışır. Eğer diğer ayağı yere değer ya da boşlukların arasındaki çizgilere basarsa yanar ve sırasını yitirir. Oyun iki tur oynanır. İlk turda baştan (1’den) sona, ikinci turda da sondan başa doğru gidilir.

        Başka bir seksek türünde ise kiremit ya da taş atıldıktan sonra karelere isabet ederse, oyuncu taşın bulunduğu karenin üstünden atlayarak oyuna başlar, dönüşte çizgilere değmeden de taşı geri alır. 4, 5 ve 7, 8. kareler yan yana oldukları için bu karelerden birine taş gelince, yandaki kareye çift ayakla basılır. Topun olmadığı yan yana karelere gelindiğinde her ayak bir kareye gelecek biçimde iki ayak da basılı olur. Denge gerektiren bir oyundur. Bu oyunda oyuncular dikkatli olmalıdır.

        Oyunla ilgili bir video:

 

       

        11. TIP OYUNU

        Bir öbek arasında oynanır. Öbekteki kişilerden biri, “Tıp!” der. Herkes olduğu yerde çivilenmiş gibi durur ve ses çıkarmaz. Kim hareket eder ya da konuşursa bütün oyuncular ona saldırır ve  elleriyle vurmaya başlarlar. Oyun böyle sürer. 

 

        B. KÖY SEYİRLİK OYUNLARI

        Köy seyirlik oyunları yıllardan beri süregelen halk tiyatrosu geleneğinin günümüze uzantısıdır. İslamiyet öncesi Türk kültüründen beri vardır. Zamanla İslamiyetin ve başka kültürlerin etkisiyle değişimlere uğrayarak günümüze kadar gelmiştir.

        İçinde bulunulan yörenin kültür düzeyine ve geleneklerine göre birtakım farklılıklar gösteren köy seyirlik oyunlarında taklit ön plandadır. Bu oyunlar belli bir metne bağlı değildir. Başka bir deyişle doğaçtan oluşturulmuştur. Belli bir olaydan hareket edilerek insan, hayvan vb. taklit edilir. Oyunlarda müzik, dans, şiir ve soytarılığın iç içe olduğu görülür. Amaç izleyenleri eğlendirmektir. Bu nedenle söz konusu oyunlar genellikle düğünlerde oynanır. Oyunda ilginç giysiler de kullanılır. Kısacası köy seyirlik oyunları bir tür halk tiyatrosudur.

        Yozgat ve yöresi köy seyirlik oyunları açısından zengin bir özelliğe sahiptir. Burada çok çeşitli olan bu oyunlardan en yaygın olanları verilecek, bazıları da videolarla desteklenecektir.

 

        1. ARABOĞLU OYUNU

        Oyun, düğünün akşamında oynanır. Bu oyunda kız giysisi giymiş iki erkek; kürklü, sarıklı, sakallı yüzü siyaha boyanmış, sırtı ve karnı şişirilmiş kız babası araboğlu;   bostan korkuluğu gibi, beyaz giysi giymiş bir ölü, iki de elleri palaska olan zaptiye olur. Davul-zurna eşliğinde oynanarak gençlerin naraları arasında kız evine gidilir. Oradan bahşiş alınarak oğlan evine dönülür.

 

        2. CEMALCIK (CEMAL)OYUNU

        “Koyun Yüzü, Saya Gezme, Bereket Oyunu” olarak da bilinir. Genellikle koyunların kuzuladığı “döl alma” mevsimi denilen şubat-mart aylarından başlayarak toprağın canlandığı bereketin, bolluğun çoğaldığı bu dönemlerde davul ve zurna eşliğinde erkeklerin oynadığı bir sıra gezme oyunudur.
Oyunda kız giysisi giyinmiş erkek oyuncular, söyleyici (okuyucu), kahya, yöreye göre dede, âşık gibi kişiler vardır. İki kişinin sırtlarına merdiven konularak ön tarafa bir kazma ile deve başı yapılır ve zil takılır. Kilim, cecim gibi malzemelerle üstü kapatılarak ortaya bir semer konulur ve deve yapılır. Davul ve zurna ile söyleyici, oyuna katılan oyuncularıyla birlikte bütün köyü gezer ve her evin kapısında,

        Hey hayadan hey hayadan,

        Yılan çıkmış kayadan.

        Yoksulluktan gelmedik,

        Âdet kaldı sayadan (atadan).

der ve oyunlar oynanır. Gülünür, şakalaşılır. Hediyeler toplanır ve bunlar köyün en yoksuluna verilir ya da yemek yapılarak hep birlikte yenilir.

 

        3. ÇOBAN OYUNU

        Oynayanlardan biri çoban, biri kurt, diğerleri de koyun olur. Kurt sürüye dalıp koyunların birini kapar. Çoban bunun farkına varır, ama elinden bir şey gelmez. Ortada bir koyun postu ya da ceket kalır. Çoban postu alıp sürü Sahibinin yanına gelir. Postu ve onun sahibini sürü sahibine teslim eder. Sürü sahibi,  “Bu koyun benim değil, benim koyunumun sağ kulağının şurasında bir en vardı.” der ve kendisine teslim edilen oyuncunun kulağını kıvratır. “Benim koynumun döşünde kırmızı boyası vardı.” der, salçayı gömleğine çalar. Koyunun bir türlü kendisine ait olduğunu kabul etmez. Oyun böyle sürer.

 

        4. DAMAT TIRAŞI

         Ortaya bir sandalye konur ve damat sandalyeye oturtulur. Oynayanlardan biri; bir elinde boya fırçası (süpürge) balta (nacak, orak); diğer elinde de bir su kovası ile gelir. Damadın yüzünü sabunlu boya fırçasıyla ya da süpürgeyle fırçalar. Sonra balta ya da diğer aletlerden biriyle damadı tıraş etmeye başlar. Bazen de su yerine tükürükle tıraş ederler. Oyunda damadın başına bir kova su döküldüğü de olur. Orada bulunanlar, tıraş süresince damadın çevresinde halay çekerek, mâni söyleyerek eğlenirler.

         Oyunla ilgili bir video:

 

        5. DEMİR KAZIK OYUNU

        Oyuna katılanlar ikişerli takım oluştururlar. Boş bir arazinin ortasına demir kazık çakılır. Kazık çakma olanağı bulunamazsa ya da ağırca bir taş, büyük bir yonu ya da kefek konur. Eşit boyda iki sicim, demire (taş, yonu ya da kefeğe) bağlanır.  Sicimlerin diğer ucunu gençlerden iki eş tutar, diğer eşler palaskalarıyla sicim tutan gençlere vurmaya çalışırlar. Sicim tutan eşler sicimi bırakmadan palaskalı gençlere ayaklarıyla vururlarsa, vurulan eşler sicim tutanların tarafına geçer. Oyun, davul-zurna eşliğinde ve seyircilerin alkış tutmalarıyla sürüp gider.

 

        5. DEVE OYUNU

        Düğünde damat evinden kız evine sini yürütülürken damat taraftarlarınca bir deve maketi yapılır ve çeşitli gereçlerle süslenerek üzerine bir beşik yerleştirilir. Beşiğe yavru köpek konur. Deve maketinin içine biri ön, biri arka tarafta olmak üzere iki kişi girer. Önde damat evince hazırlanan sini, arkada köyün erkekleri, onun arkasında davul-zurna eşliğinde deve ve savranı (deveci), kız giysisi giymiş iki erkek, en arkada da hanımlar, oynayarak kız evine gelirler. Deveci, deveyi havlunun ortasına ıhtırır. Kız babasından bahşişini alınca devesini kaldırır. Sini kız evine bırakılarak oğlan evine dönülür.

        Deve oyununun yukarıda anlatılanı dışında farklı biçimleri de vardır. Bu farklılık köyden köye değişmektedir.

        Oyunla ilgili iki video:

        6. ET SATMA OYUNU

        Bir et satan kişi çıkar ortaya. Kendine bir yazıcı, sözde gizliden üç tane de kırbaçları koyunlarında saklı yardımcı alır. Bu yardımcıların adları; Arap, Çerkez ve Hıdır’dır. Erkeklerden bir kısmına yalancıktan et satılır. Bir yandan da herkesin aldığı et, borç olarak yazılır. Sıra alacak toplamaya gelir. Bu hemen de olabilir, kısa bir oturuştan sonra da. Önemli olan, alacak toplanırken borçlulardan bir kısmının borçlarını ödeyemez olmalarıdır. İşte o sırada et satıcı, yardımcılarına sırasıyla ve gerektikçe kırbaçlarını birer birer çıkarttırır ve aşağıdaki tekerlemeyi söyler:

        Arap

        Vermeyenin hali harap

        Çerkez

        Ne halt eder de vermez

        Hıdır

        Vermeyenin hâli budur.

        Her gelene, ne kadar borç için çağrıldıysa o kadar kırbaç vurulur. Böylece oyun biter.

 

         7. KIZ KAÇIRMA OYUNU

        Uzun kış günlerinde, akşamları ailenin erkekleri köy odalarında, hanımlar da çocukları ile bir evde toplanıp kavurga yerler. Bu arada masallar, öyküler anlatırlar. Tam bu sırada, mahallenin gençleri başka bir evde toplanarak bir arkadaşlarına kız giysisi giydirirler. Başına da yüzünü örtecek kadar yazma (yapık) geçirip diğer eve gelirler. Arkadaşları dışarıda kalır. Evin bekâr oğlu, sözde kız kaçırmıştır. O kızı (kız kılığına giren erkeği) elinden tutarak içeri girer. Anlatılan masallar, öyküler yarıda kesilir. Delikanlı, annesinin yanına vararak ona kız kaçırdığını söyler ve elini öper. Kız da şaşkın bakışlar arasında oğlan annesinin elini öper. Herkesin ağzı açık kalır. Anne şaşırmış durumda ne diyeceğini bilemez. Dışarıda kalan gençlerin içeriye girmesiyle şaşkınlık eğlenceye dönüşür. Anne, gençlere birlikte yemeleri için hindi ya da kaz verir. Bekâr gençler evlenmek istediklerini bu yolla anlatmış olurlar.

 

        8. KOCALARIN YÜZÜNÜ AĞARTMA OYUNU
Erkeklerden birkaçı kız, biri de ana kılığına girer. Düğün evinden özel kadın giysileri getirtilir. Hazırlık odasında kendilerine çekidüzen verip düğün odasına girerler. Kızlar, odadaki erkeklerden birer koca seçip yanlarına oturur; kollarını da onların boynuna sararlar. Bir elleriyle de kirmen çevirirler. Avuçlarının içinde un vardır. Oyunu yöneten ana, “Kızlarım, evinize bir konuk gelince, kocalarınızın yüzünü ağartın.” der demez, avuçlarındaki unu kocalarının yüzüne sürerler.

 

        9. KÖRÜK OYUNU

        Dört kişiyle oynanır. Körük olan kişi yatar ve sürekli üfler. Çırak, körüğü çeker; usta da kalaylar. Oyunda kullanılacak gereçler, biraz kül ve bir tenceredir.

        Oyun hazırlanır. Çırak, körük olan kişiyi körük gibi yaparak ileri geri hareket ettirir. Dışardan gelen çırak seslenir:

        -Usta, eben ölmüş.

        -Boş ver.

        -Annen ölmüş.

        -Boş ver.

        -Usta, baban ölmüş.

        -Boş ver, onu köylü kaldırır.

        -Ustam, karın ölmüş.

        Usta,

        – Amanın, körüğün ağzını kapat, tez cenazeye gidelim, dediği anda körüğü çeken çırak; oturan kişinin ağzına, gözüne kül, çamur, yağ ne varsa çalar. Oyun böylece biter.

 

       10. ÖĞRENCİ OKUTMA OYUNU

        Birisi hoca olur. Tespihi, asası, içine su dolu tas oturtulmuş sarığıyla, erkekler arasından şakaya uygun birkaç kişiyi öğrenci olarak seçer ve onlara diz çöktürür. Sonra öğrencileri sırasıyla okutmaya başlar. Bunun için aşağıdaki sözleri söyler:

        Elifcimlisin bori,

        Başındadır zoru,

        Elinde asa,

        Dikkat et tasa.

        Hocadan sonra öğrenciler de birer birer yineler. Bunun üzerine hoca, iyi bulduklarına sırasıyla tesbihini, asasını  armağan eder. En iyi bulduğu öğrenciye de başındaki sarığı armağan eder ve ters çevirerek öğrencinin başına geçirir. Öğrenci de bir güzel ıslanır.

 

        11. SİNSİN OYUNU

        Köy düğünlerinde, gece düğün evinin önünde ya da bahçesinde büyük bir ateş yakılır. Genç ekeklerden bir oyuncu hızla ortaya çıkar, davulun ritmine göre dört yana dönerek oynar. Bu arada, seyircilerin içinden birdenbire çıkabilecek başka bir oyuncudan korunması gerekir. Çünkü yeni çıkan oyuncu eskisine yumrukla ya da  düğüm yapılmış bir mendil, bir ip parçasıyla vurabilir. Yeni oyuncu geldikten sonra ilk oyuncu (yumruk yesin yemesin) meydandan ayrılarak halk arasına karışır, öcünü alabilmek için fırsat kollar. Sonra ikinci oyuncuyu öteki oyuncular izler. Oyun böyle sürer. Büyük meydan ateşi sönmeğe başladığı zaman bütün oyuncular el ele verir ya da  serçe parmaklarıyla tutuşur; davulcu ve zurnacıyı da aralarına alarak toplu bir oyun oynarlar.

 

        12. TARLA SINIRI OYUNU

        Gençler bir arkadaşlarının ellerini arkadan olmak üzere ayaklarına da bağlarlar. Temsili olarak iki tarlanın sınırına oturturlar. Kendileri de onun sağına soluna dizilirler. Sağındaki arkadaşı, “Bizim tarlanın sınırına geçmiş” diyerek onu eli ya da ayağıyla taş yuvarlar gibi yuvarlar. Bu kez de solundaki arkadaşı, bizim sınırı geçmiş diye başlar onu tepiklemeye ve diğer tarafa doğru yuvarlamaya. Hayli eziyet edildikten sonra ebe değiştirilir. Sınırı belirlemek için muhtar (oyuna katılanlardan biri) çağrılır. Muhtar üzerine çıktığı bir taşı çiğner, sonra da ayaklarıyla tutup sınıra koyar.

 

        13. SAYIL ÇIKARMA (KÖSE GEZDİRME) OYUNU

        Şubat ayının birinci ya da ikinci haftasında köyün gençleri toplanır. İçlerinden birisi köse olur. Ona koyun yününden pala bıyık ve sakal yapılır. Başına şapka takılır, sırtına aba geçirilir, beline de birkaç çıngırdak ya da deve çanı bağlanır.

        Gençlerden biri gelin seçilir. Entari giyer, başına atkı takar. Gencin birinin omzuna heybe konur. Gençlerden biri de tilki görevini üslenir.

        Oyunda özel görev alanlar, diğerleriyle birlikte hava karardıktan sonra köyün bütün evlerini, özellikle sürü sahiplerinin evlerini gezerler. Gezdikleri evde gençlerin söyledikleri türkü eşliğinde köse ile gelin oyununu oynarlar. Oyun sonunda köse evin ağasının kucağına yatarak ölme numarası yapar.

        Gelin, kösenin başına oturur ve aşağıdaki ağıdı söyler:

        Gökte yıldız sayılır mı?

        Çiğ yumurta soyulur mu?

        Kösem ölmüş, duyulur mu?

        Uy ha ha!

 

        Kösem kendi ok gibi,

        Yuvarlandı bir top gibi,

        Ayak ucuna geçtim,

        Baş ucuna kaçtım.

        Uy ha ha!

 

        Kösem kösem kan yedi,

        Sakalı var on yedi,

        Kösem kösem kalk gidelim.

        Uy ha ha!

 

        Kösemin adı Omar,

        Sağını açar, solunu yumar,

        Ağalarından para umar.

        Uy ha ha!

        Ağıttan sonra evin ağası kösenin bahşişini verir. Evin hanımı da yağ, bulgur verir. Bu arada tilki evden kap kaçak, kaşık çalar. Evler arasında köy gençlerinden bazıları gelini kaçırıp saklar. Köseyle delikanlı arasında kavga başlar. Kavga sonunda delikanlı, gelini köseye teslim eder. Böylece köyün bütün evleri gezilir.

 

        14. TURA OYUNU

        Oyunun iki biçimde  oynanır:
        İpli tura: Daha çok düğünlerde oynanan bu tura oyunu davul-zurnanın avet havası çalması ve halkın, oyun yeri olan düz bir harman yerinde toplanmasıyla başlar. Önce ortaya bir kazık çakılır. Bu kazığa sekiz on metre uzunluğunda bir ip bağlanır. Bir delikanlı “ebe” seçilir. İpin bir ucu kazıkta bağlıdır, bir ucu da ebenin elindedir. Ebe, ipi bırakmadan kazığın etrafında dönmeye baslar. Diğer oyuncular ebeye vurmaya çalışırlar. Bu vurma işi “tura” ile olur. Tura, kalın bir bezin kıvratılarak örülmesi ve örgünün sonunun bağlanmasıyla oluşan bir gereçtir. Oyuncular bu bez parçasıyla ebeye vurmaya çalışırlar. Turanın içine taş konup konmadığı ebe tarafından denetlenir. Ebe, kendine vuran oyuncuları ipi bırakmadan vurmaya çalışır. Eğer vurursa vurulan kişi ebe olur, ipi o tutar. Bu kez diğerleri buna vurmaya çalışırlar. Oyun böyle sürer.

       Saklamalı tura: En az on beş kişiyle oynanır. Oynayacak olanlar, davul-zurnanın oyun havasıyla bir harman yerinde toplanıp daire biçiminde otururlar. Aralarından birini ebe seçerler. Ebenin elinde “tura” vardır. Ebe, ezdirmeden dairenin içine dönük kişilerin arkasına turayı koymaya çalışır. Oturanlar arkalarına bakmadan elleriyle turanın konup konmadığını yoklarlar. Arkasına tura konan oyuncu turayı alarak ebeyi kovalar. Yetişirse vurur, yetişemezse ebe dolanarak gelip kalkan oyuncunun yerine oturur. O zaman ebe sırası bu oyuncuya geçer. Yok eğer oyuncu turanın arkasında olduğunu fark etmezse ebe dolanıp gelir: “Kalk bakalım, sırtına bineceğim. Tura senin arkandaydı, ama farkında olmadın. Cezanı çek.” der ve oturan oyuncunun sırtına biner. Bir sefer dolaşır gelir ve sırtına bindiği oyuncunun yerine oturur. Ebe sırası cezalı oyuncuya geçer. Seyredenler bu oyunu heyecanla izlerler. Oyun böylece sürer.

 

        15. YASTIK GÜREŞİ OYUNU
Yaşlı bir insanın yaşamla mücadelesinin simgelendiği yastık güreşi oyunu, hem güldüren hem de düşündüren iletilerle dolu bir oyundur. Gereç olarak bir yastık, yere sermek için kilim kullanılır. Yastığı tutmak için de bir kişi görevlendirilir. Oyun, çeşitli güreş figürleriyle izleyiciye sunulur.

 

        16. YUMURTA ÜFLEME OYUNU

        Ortaya bir sehpa, üstüne de bir yumurta konur. Bu yumurtayı kim üfleyerek aşağı düşürürse ödül verilecektir. İki kişi, “Biz düşürürüz.” deyip ortaya çıkar. Bu kişilerin gözleri bağlanır. Bu kişiler ortadaki bir sehbada karşılıklı otururlar. Yumurtayı üflemek için hazırlanırlar. Bu sırada diğerleri sehpanın üstündeki yumurtayı alıp yerine bir tabak un koyarlar. Yumurta üfleyiciler tüm güçleriyle üflemeye başlarlar. Tabaktaki un bitinceye dek üflerler. Her ikisi de değirmenden çıkmış tazıya döner. Seyredenler de zevkten dört köşe olurlar.

        Yukarıda anlatılanlar dışında “çıyrık, ciğer, culuk ya da kaz besleme, değirmencilik, dede (yaşlı koca),dünürcü,  kalaycı, ördek avı, sarımsak, tavuk, üzümcü  gibi daha pek çok  köy seyirlik oyunu vardır.

 

*********************************************************

         Bu arada iki oyundan daha söz etmek gerekir. Bunlar “kabakçı” ve “yüzük(fincan) oyunu”dur. Bu oyunlar, köy seyirlik oyunundan çok çocuk oyunlarına benzemektedir. Bu nedenle ayrı olarak ele alınmıştır. Bu oyunlar da şöyle oynanır:

 

        KABAK OYUNU

        Oyun için belli oyuncu sayısı yoktur. Ancak oyuncu sayısı ne kadar artarsa oyun zorlaşır ve daha eğlenceli olur. Oyun genellikle yetişkinlerce oynanır. Oyuna katılan herkese bir numara verilir. Aralarından biri ebe seçilir.

        Ebe oyunu başlatarak ilk soruyu sorar:

        ─ Olsun, olsun, olsun… Kim olsun ? Beş kabak olsun.

        Bunun üzerine sözü beş numaralı kabak alır:

        ─ Beş kabak olmaz?

        Ebe:

        ─ Ya kaç kabak olur?

        Beş numaralı kabak:

        ─ Sekiz ( ya da istediği bir sayı) kabak olur.

        Sözü bu kez de sekiz numaralı kabak alır:

        ─ Sekiz kabak olmaz.

        Beş numaralı kabak:

        ─ Ya kaç kabak olur?

        Oyun böylece sürer. Oyunu daha zorlaştırmak için soru ve yanıtlar hızlandırılır. Oyun sırasında şaşıran ya da sırası gelmesine karşın geciken oyun dışı kalır. Oyuncular başta aralarında anlaşarak şaşıran ya da gecikeni oyun dışarda bırakmak yerine eline kemerle vurarak cezalandırabilirler.

        Oyuna renk katmak için başa kabak biçiminde şapka giyildiği de olur.

        Oyunla ilgili bir video:

 

     

        YÜZÜK (FİNCAN) OYUNU

        Uzun kış gecelerinde, düğünlerde ve özel günlerde köylerde insanlar bir araya gelip yüzük oynarlar. Bu oyuna “yüzük oyunu” ya da fincanla oynandığı için “fincan oyunu” denir. Oyun 9 fincanla oynanır.

En az beşer kişilik iki takım olur. Her takımın bir başı bulunur. Yüzük saklayacak takım yazı tura ile saptanır. Takımdan biri, diğer takım görmeyecek biçimde bir tepsi içinde 9 fincandan birisinin altına yüzüğü saklar. Tepsiyi ortaya getirir ve rakip takımdan bunu bulmasını ister. Bulacak taraf, “Yüzük şu fincanda.” diyerek fincanları duygu ve deneyimlerine dayanarak kaldırır.

        Saklayanın bakışı, duruşu, jest ve mimikleri yüzüğü bulmada çok önemlidir. Yüzüğü saklayan kişi acemiyse bakışlarından yüzüğün hangi fincanın altında olduğu anlaşılır. Bu kez yüzüğü bulan taraf saklar. Oyun geç zamanlara kadar sürer.

        Yüzük bulacak taraf, en fazla iki fincanı “Şunda.” diyerek kaldırabilir. Fazla kaldırma hakkı yoktur. Yok, diye kaldırdığı fincanda yüzük çıkarsa kaybetmiş, öbür taraf sayı kazanmış olur. 20 sayı alan takım son fincanı saklar. Oyunun en heyecanlı bölümü burasıdır. Karşı takım, “Yarıya.” der ve yüzüğü bulursa saklayan takımın sayısı yarıya düşer. “Cura” deyip yüzüğü bulamaz ve boş fincanı kaldırırlarsa, diğer takım 21 sayıyla oyunu kazanır. Yitiren taraf da hindi keserek, meyve alarak kazanan tarafa ziyafet verir ya da  ona çeşitli biçimlerde eziyet eder. Uzun ve eğlenceli fincan oyunu böylece biter.

        Bazı yüzük oyunlarının sabaha kadar sürdüğü de olur.

        Oyun sırasında birçok mâni ve türkü söylenir.

        Oyunla ilgili bir video:

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir