Koç Katımı, Saya Gezme ve Döl Dökümü

 

        KOÇ KATIMI

Koç katımı

 

       Koçların koyunlarla bir araya getirildiği gündür. Ağustos ayı sonu ile eylül ayı başında koçlar koyunlardan ayrılır, ekim ayı sonuna kadar iyice beslenir.  Koç katımı günü geldiğinde koçlar özel kök boyayla ya da kınayla boyanır. Boyunlarına ya da boynuzlarına elma ya da ayva takılarak süslenir. Koçlar ağıldan çıkarılırken sırtına küçük çocuk bindirilir, ardından sürüye katılır. Koç katımı günü tam bir bayram havası içinde geçirilir.

 

        SAYA GEZME

Saya Gezme

        Kuzunun anasının karnında tüylendiği, canlandığı gün olarak kabul edilen bu gün, koç katımından yüz gün sonraya denk gelir. Bu nedenle “koyun yüzü” ya da “davar yüzü” olarak da adlandırılır. Saya gezme günü köse oyunu oynanır. Çocuklar kapı kapı dolaşarak tekerlemeler eşliğinde yiyecek, bahşiş toplar ve eğlenirler.

 

        

        DÖL DÖKÜMÜ

        Koyunların kuzulamaya başladığı zamandır. Döl döküm zamanının öncesinden başlayarak kimi kaçınmalar, inanışsal pratikler uygulanır. Örneğin o gün evden tuz ve ateş verilmez. Kuzuların doğmaya başlamasıyla birlikte çobanlar ev ev dolaşarak sürü sahiplerinden hediyeler toplarlar.

 

         Prof. Dr. Sayın M.Öcal Oğuz‘un konuyla ilgili şöyle bir yazısı vardır:

 

        YOZGAT’TA KOÇ KATIMI, SAYA GEZMESİ VE DÖL DÖKÜMÜ

        Halk takvimi sipariş verilen veya özenilip taklit edilen bir takvim değildir. Halk takvimi yüzyıllar, bin yıllar içinde doğayı, havayı suyu, yeri göğü, ayı yıldızı gözleyerek oluşturulan tecrübelerin bir sonucudur. Göçebe Türkmen hayatının mührünü taşıyan Bozok Yaylalarında kasım “koç katımı”, şubat “saya gezme” ve mart “döl dökümü” ayı olarak bu takvim bilgisi ile ilişkilidir.

        Halk takvimi, yılı “kasım günleri” ve “Hızır günleri” olarak ikiye böler. Bu takvim esas itibariyle yılı yaz ve kış olarak iki mevsim olarak kabul eder. Kasım günleri miladi 8 kasımda başlar ve şubat 29 çekmezse 179 gün sürer. 6 mayısta Hızır günleri başlar ve 186 gün sürer. Halkın şubat ayında düştüğüne inandığı cemreler bu takvime dayalıdır. İnanca ve gözleme göre ilk cemre göğe 105 (miladi 20 şubat), ikince cemre suya 112 (miladi 27 şubat) ve üçüncü cemre ise 119 kasımda (miladi 5 mart) toprağa düşmektedir. Bu nedenle halk kasım 100 olunca (miladi 15 şubat), “Geldik yüze, çıktık düze.” atasözünü söyleyerek yaz geliyor diye sevinir. Kasımın 100’ü miladi takvimde şubatın 15’ine tesadüf eder. Aynı zamanda Alevilerde Hızır cemi, Romalılarda Saint Valentin günü olan bu günde yazın geleceğine dair ümit artmıştır ,ama gerçekte yazın gelmesi için “mart dokuzu”, “dokuzun dokuzu” ve “aprıl beşi” de geçilmelidir. Miladi 6 nisana tesadüf eden 150 kasım için söylenen, “Kasım 150, yaz belli.” atasözü, kışın sona ermekte olduğuna işaret eder. Nihayet halk yazın gelişi için son sözünü, “İstersen yazı, bekle Hıdrellezi.” diyerek söyler. Nitekim Hıdrellez, 6 mayısta gelir ve o gün 1 Hızır olarak yeni yılın ilk günü, yani yılbaşıdır. Bu nedenle Anadolu yeni yılı kutlamak için yılın ilk günü olarak kabul ettiği 1 Hızır’ı bekler, ama yeni yılın gelişini de büyük bir heyecanla ve adım adım gün gün takip eder.

        “Döl Dökümü”nden söz ederken kasımın 100. günü (miladi 15 şubat) yapılan “saya gezme” törenini unutmamak gerekir. Saya gezme töreninin neden yapıldığını anlamak içinse “koç katımı” şenliklerini bilmek gerekecektir. Koyunların gebelik dönemi 150 gündür. Halk takviminde yaz günlerinin bittiği ve kış günlerinin başladığı kasım günlerinin başlangıcında koç katımı şenlikleri yapılır. Yaz boyunca koyunlardan ayrı tutulan ve beslenip bakılan koçlar, çoban tarafından özel boyalarla ve kendine özgü desenlerle boyanır ve davullu zurnalı şenliklerle koyun sürüsüne katılırdı. Koç katımını takip eden 100. gün, halk takvimine göre kasım günlerinin olduğu kadar kuzuların ana rahmine düşüşünün de 100. günüdür. Saya kelimesinin Türkçesi “yüz” demektir. Bu nedenle “saya gezme” ile “koyun yüzü” terimleri “koç katımı”nın 100. gününe işaret eder. “Saya gezme” töreni, çobanın öncülüğünde ve gece yapılan bir törendir. Bu törende koyunların gebeliğinin 100. günü, “Geldik 100’e, çıktık düze.” atasözünün sevinciyle yapılırdı. Lambalar, çıralar, ışıklar, ziller, çanlar ve köse-gelin oyunları ile herkesi etrafına toplayan bu şölen, durağan kış günlerini süsleyen büyük bir dönüşüm eğlencesiydi.

        Kasım ayı 150 olunca halkın kullandığı “Kasım 150, yaz belli.” atasözü aynı zamanda “döl dökümü”nün başlangıcına işaret eder. Miladi takvime göre 6 nisana tesadüf eden bu gün, eskilerin ifadesiyle “baba hesabı” denilen ve miladi takvimden 13 gün çıkarılarak hesaplanan geleneksel takvime göre 23-24 marta tesadüf eder. Bu nedenle koyunların kuzulamaya başladığı kasımın 150’li günlerinde “döl döküm ayı” başlar. Çobanlar her gün heybeler dolusu kuzuyu sürü sahiplerine ulaştırırlardı. Çocuklar “çobanın heybesinde acaba bizim kuzumuz var mı” merakıyla sürünün gelişini akşamları heyecanla beklerlerdi.

        Yozgat’ın bugün dağlarından koyun, avlularından kuzu sesleri gelmiyor. Ne sürü kalmış ne çoban. Küçükbaş hayvan üretimi dibe vurmuş. Böylece “koç katımı”, saya gezme” ve “döl dökümü” hem bilgi hem de şölen ve tören olarak hayatımızdan çıkmış. Halk takvimini bilenler, ya ölüp gitmişler ya sosyal hayattan uzlet köşelerine çekilmişler. Gençlere halk takvimini ve ona bağlı tören ve şölenleri ne eskiler aktarabilmiş, ne okullar öğretmiş, ne de kitle iletişim araçları fark etmiş. Böylece genç ve gelecek kuşakların tören ve şölen birikimini; Sevgililer Günü, Paskalya veya Cadılar Bayramı oluşturmuş.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir