Halk İnanışları

 

        Halk inanışlarının bir bölümü ortak nitelikler taşırken bir bölümü köyden köye bile farklılıklar göstermektedir. Bu inanışlar iyi niyete dayanmakta, ama bilimsel nitelik taşımamaktadır. Hatta bazı inanışlar, halk sağlığı açısından sakınca da doğurmaktadır. Ancak zengin bir kültür ögesidir halk inançları. Saftır, özdendir, sıcaktır, buram buram halk kokar. Onu yücelten de işte budur.

      Halk inançları burada birtakım alt başlıklar altında sıralanmıştır. Halk inançlarıyla ilgili olarak pek çok internet sitesi araştırılmış, değişik veriler elde edilmiştir. Bu başlık altında iletilen veriler, daha önce de belirtildiği gibi farklı köylere ilişkindir. Tümü bir yöreye özgü değildir. Bu nedenle bazılarını yeni duyuyor olabilirsiniz. Ama bilinmelidir ki bunlar Yozgat halkının ortak kültür ürünleridir.

      Şimdi Yozgat’ın halk inanışları dünyasına bir yolculuk yapalım.

 

      1. DOĞUM VE ÇOCUKLARLA İLGİLİ İNANIŞLAR

      Yozgat halkının doğumla ilgili yaygın birçok inanışı vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz.

  • Hamile bir kadın kötü ve sevmediği kimselere dikkatle bakmaz. Bakarsa çocuğun ona benzeyeceğine inanılır.

  • Hamile kadın aş eridiği sırada kime bakarsa doğacak çocuk ona benzer.
  • Doğum süresi dokuz ayı geçen kadınlara “Camız eti yemiş.” diye takılınır.

  • Bazı köylerde doğumu hâlâ yaşlı köy ebelerine yaptırırlar. Doğum uzun sürdüğü zaman bu yaşlı ebelerde bulunan ve “Fadime Anamızın Eli” diye adlandırılan ot suya konur. “Bu bitkinin yaprakları açıldıkça çocuğun doğumu yaklaşır, tamamen açılınca çocuk doğar.” inancı egemendir.

  • Çocuğun üzerinden başka bir çocuğun ya da kardeşlerinin atlamasıyla çocuğun boyunun uzamayacağına inanılır.

  • Bir kadın doğum yapacağı zaman, bir olumsuzluk yaşanmaması için yanına hiç doğum yapmayan kadın sokulmaz.

  • Bazı yörelerde doğumdan sonra anneye soğuk su verilmez. Kız doğuran anneye, “Kızandan gelmiş it gibi yatar.”,  Erkek doğuran anneye de, “Yılkıdan (yayladan) gelmiş at gibi yatar.” denir. Bu oğlan çocuğuna ne kadar önem verildiğini vurgulayan bir anlayıştır. Kaynanası; anneye yağlı yumurta, süt ve yağlı yemekler pişirir. Bunları ebe kadına ve geline yedirir. Ağzı tatlı, huyu güzel olsun diye hamile kadına ekşi yedirilmez.

  • Çocuğu ölen kadın, uğursuzluk getirir düşüncesiyle lohusanın yanına alınmaz.

  • Lohusa kadının yanına kedi yaklaştırılmaz. Kedi yaklaşınca çocuğun öleceğine inanılır.

  • Lohusa kadın evdeyken değirmenden un gelirse uğursuzluk getirmesin diye alınmaz.

  • Lohusa kadına çiğ et getirilirse uğurlu olacağına inanılır.

  • Uğursuzluk olur düşüncesiyle iki lohusa kadın birbiriyle görüşmez. Görüşmek zorunda kalırlarsa arka arkaya gelerek birbirlerinin yüzünü görmeden iğne değiştirirler.

  • “Lohusa kadını al basar.” inancı yaygındır. Bunu önlemek için kadının baş ucunda sürekli Kur’an bulundurulur. Geceleri kadının yanında kocası ya da kardeşi bekler. Ayrıca kadının üzerinde kocasının ceketi, tuz, iğne ve ayak ucunda balta bulundurulur. Bazı yerlerde kadının yatağına kırmızı bir bez bağlanır ve odasında geceleri korkmaması için sürekli ışık yakılır.

  • Doğum yapamayan kadınlara çeşitli bitkiler kaynatılarak içirilir ya da hocaya okutulan yiyecek ve içeceklerden yararlanılır.

  • Doğum yapan kadın hemen iyi olsun diye bazı köylerde “haşıl” pişirilir, üzerlik tüttürülür.

  • Çocuk doğunca ayaklarından tutularak baş aşağı sallanır. Sonra annesinin sağ yanına konur. Ağzına kim tükürürse huyunun onun gibi olacağına inanılır. Sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunur.

  • Çocuğun yıkanacağı ılık suyun içine babaannesi bir gümüş yüzük atar. Bu, çocuk gümüş gibi parlasın; yani iyi insan olsun, diye yapılır. Aynı suyla annesi de yıkanır.

  • Çocuğun ilk banyosundan sonra güzel kaşlı ve güzel gözlü olsun diye kaşına, gözüne sürme çekilir. Ayrıca zengin olsun diye suya altın atılır.

  • Yeni doğan çocuğun düşen göbeği, sonra ailenin istediği gibi bir çocuk olması için cami ya da okul bahçesi gibi yerlere gömülür.

  • Doğan çocuğun alnı bezle bağlanırsa doğru olacağı inancı vardır.

  • Erkek çocuğu dayısına, kız çocuğu halasına benzer, inancı egemendir.

  • Çocuklara özellikle aynı sülaleden olan anne, baba, dede ve genç yaşta ölenlerin adlarını verme geleneği yaygındır. Böylece onların unutulmaması amaçlanır.

  • Çocuk doğduktan bir süre sonra dedesi ya da evin bir erkek büyüğü tarafından sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunur ve üç kez, “Senin adın …” diye seslenilir. Ardından da dua edilir. Bazı yörelerde çocuğun ailece belirlenen adını imam koyar, “Geleceği gayım (güçlü, sağlam) olsun. Hayırlı olsun!” diye dua eder. Böylece çocuğun vatana, ulusa hayırlı bir evlat olarak yetişeceğine inanılır.

  • Çocuk on beş günlük olunca uğurlu olacağı inancıyla ilk misafirliğe, kapısı kıbleye ve evi güneş gören sevilen bir aileye, götürülür. Gittiği evde çocuğa kısmeti bol olsun diye yumurta verilir ya da göğsüne kuru ekmek konur.

  • Bazı yerlerde çocuk kırk günlük olmadan dışarı çıkarılmaz. Bazı yerlerde de kız çocukları kırkını doldurmadan evden çıkarılırsa evde kalmayacağına inanılır.

  • Kırkı çıkan anne çocuğuyla birlikte ilk kez kimin evine giderse ev sahibi çocuğa para, yumurta, tülbent gibi hediyeler verir. Bu; çocuk şanslı, nasipli olsun, anlamına gelir.

  • Çocuğa kırk gün eşik atlatmazlar, melekler verir diye su vermezler.

  • Çocuğu kırk gün yere bastırmazlar.

  • Çocuk, anne sütüyle beslenip kundakta büyütülür. Doğmasından sonra kırk gün suyun içine yumurta kırılır ve çocuk bununla her sabah yıkanır. Kırk gün sonra annesi çocuğu kucağına alır

  • İlk kez sokakta kime rastlarsa çocuğun onun gibi olacağına inanılır.

  • Hırsız olmasın diye çocuğun tırnağını erken kesmezler.

  • Çocuk höllükle (toprakla) belenirse babayiğit olacağı düşünülür.

  • Gözleri şaşı olmasın diye kırkı çıkıncaya kadar çocuğun yüzü açılmaz.

  • Çocuk boş meme emince dili patır (peltek, kekeme, dilsiz) olur, diye düşünülür.

  • Çocuk 4-5 aylık olunca babasının cebinden para çektirilir. Böylece babasının parasının bereketli olacağına inanılır. Parayı çektikten sonra çocuğun tırnakları kesilir.

  • Çocuğun dişi çıkınca diş hediği yapılır. Diş hediği; buğday, nohut, kuru fasulye ve çedene karıştırılarak pişirilir. Pişen bu hediğin içine ceviz, fındık, sarı üzüm gibi çerezler katılır. Hedik; akrabalara, komşulara ve konuklara ikram edilir. Ayrıca başı ve dişi ağrımasın diye çocuğun başından dökülür.

  • Çocuk yürüme çağına gelir de yürüyemezse ayağına ip bağlanır, eline dürüm verilir. Başka bir çocuk, yürümeye başlaması için çocuğun ayağındaki ipi koparır, elindeki dürümü alıp yer.  Çocuk iki yıl geçmesine karşın yine de yürümeye başlamamışsa bir cuma günü sala ve öğle ezanı arası iki kız kardeş tarafından kollarından tutulup kıbleye dönülerek sallanır. Bu ara,

          Sallarız salaya,

          Yalvarırız Mevla’ya.

          Bu çocuk yürüsün,

          İleriki cumaya.

          denilerek çocuğun öteki cumaya kadar yürüyeceği düşünülür.

  • Çocuk dört elle emekleyince konuk geleceğine inanılır.

  • Çok ağlarsa gözleri üzüm gibi kara olur.

  • Yeni doğan bebeğin kara kaşlı olması için kaşlarına kazan dibi sürülür.

  • Çocuk sarılık olduğu zaman başına sarı yemeni örtülür. Böylece hastalığın geçeceği düşünülür.

  • Çocuğa dikkatle bakıldığı zaman, gözleri yılık (şaşı) olur, inancı egemendir.

  • Çocuk evin yemişidir, hayır ve bereketi artırır.

  • Perilerden korkulduğu için çocuk yalnız bırakılmaz.

  • Çocuklara göz değmesin diye üstüne mavi boncuk, öd ağacı, iğde çekirdeği ve boş kurşun takılır.

  • Zamanında yürümeyen çocuklar evliyaya götürülür. Bu yolla sorunun çözüleceği inancı vardır.

  • Çocuk, göz değer diye yeşil gözlü kimselere gösterilmez.

  • Çocuğun herhangi bir yerinde kahve büyüklüğünde ben olursa annenin hamileyken kahve yediğine inanılır. Doğan çocuğun kollarında ve vücudunda sık ve sarı tüyler bulunursa annenin çok kuşburnu yediği düşünülür. 

      2. KADIN VE ERKEKLERLE İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Bir delikanlı uyumadan önce, tanıdığı yedi insanın evlerinin pencerelerini sayarak ertesi gün yapmak istediği şeyi aklından geçirirse dileğinin yerine geleceğine inanılır.

  • Delikanlılar evlenemeyiz diye akşamları aynaya bakmazlar.

  • Delikanlılar askere ya da gurbete giderken sular gibi akıp evine tez dönsün diye arkalarından su serpilir.

  • Genç kızlar erkeklerin önüne geçmezler, geçerlerse uğursuzluk getirileceği düşünülür.

  • Genç kız, büyüğünün yanında yemek yemez; aksi tutum görgüsüzlük olarak algılanır.

  • Genç kız, saygısı gereği çeşmede kendinden büyüğün testisini ya da helkesini doldurur; bazen de evine kadar suyunu götürür.

  • Odanın ışığını evin erkeği yakarsa o ev daima nur içinde ve bereketli olur.

  • Kadının yolda erkeğin önünü kesmesi uğursuzluktur.

  • Bir kadın iki erkeğin arasından geçerse çocuğu olmaz.

  • Bir adam iki kadının arasından geçerse sözü geçmez.

  • Bir erkek iki kız arasından geçerse köse olur.

  • Yarım çay içen kadın dul kalır.

  • Ava gidecek kişinin önünden kadın geçerse o kişi avlanamaz. Bu nedenle ava gitmekten vazgeçmelidir.

  • Kız çocuğunun saçını ilk kez dayısı keserse saçı gür olur.

  • Oğlan çocuğunun saçını ilk kez amcası ya da dayısı keserse saçı gür olur.

  • Kız baba evinden perşembe ya da pazar günü çıkarsa uğurlu olur.

  • Koç katımında koçun üzerine kız çocuğu bindirilirse doğacak kuzu dişi, oğlan çocuk bindirilirse erkek olur.

      3. EVLENME VE AİLEYLE İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Kadın erkekten yaşlı olursa o evde bolluk olur.

  • Evliliğin ilk günü gelin eşiğe yağ sürüp çivi çakarsa o evlilik ömür boyu sürer, yuva yıkılmaz.

  • Bir evde çocuk ne kadar çok olursa o evde o kadar bolluk olur.

  • İlk çocuk aileye uğur getirir.

  • Çok sakız çiğneyen erkeğin karısının geveze olacağına inanılır.

  • Evli erkek gece ıslık çalarsa şeytanlar başına toplanır.

  • Bir evin avlusundaki bir dala saksağan konar ve öterse ev sahibine müjdeli bir haber geleceği düşünülür.

  • Baykuşun ötmesi uğursuzluk sayılır. Mutlaka o evden biri ölür ya da evi yanar.

  • Düğünü olacak kızlar evlenince çok gezer diye evden pek dışarı çıkarılmaz.

  • Bir baba, çocuklarına tencere kapağında meyve yedirmez. Yedirirse nasiplerinin kesileceğini düşünür. Horozun ilk akşam ötmesi zenginliğe, yerlerin yarılması kıtlığa, tavuğun ötmesi karanlık günlerin geleceğine işaret olarak kabul edilir.

  • Gelin eve girerken kötü huyları yok olsun diye başında çanak kırılır.

  • Gelinin ayağının uğurlu olması için eşiğin üstüne yağ sürülür, kapıya çivi çakılır, ayağına kurban kesilir ve kınasına altın konulur.

  • Nazardan korunmak için gelin oğlan evinin eşiğinin önüne gelince üzerlik yakılır.

      4. İNSAN VÜCUDUYLA İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Elleri diz üzerinde kavuşturmak, parmakları birbirine geçirip el bağlamak iyi değildir, insanın kısmeti kapanır.

  • Parmakların çatırdaması iyidir, insanın sağlıklı olduğunu gösterir.

  • El yıkanırken önce sağ elden başlamalı, önce sol elden başlamak uğursuzluk getirir.

  • Tokalaşırken ya da birisine bir şey verirken sağ el kullanılmalıdır, sol el uğursuzluktur.

  • Baş taranırken dökülen saçları dökmek doğru değildir, bunlar toplanır, ölünce o kişinin kabrine konur. Çünkü bu saçlar kıyamet gününde yeniden bitecektir.

      5. EVLE İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Evin temeline kara taş koymak iyi değildir.

  • Kapının önünde oturan kişi iftiraya uğrar.

  • Duvar dibinde uyumak iyi değildir, insan çarpılır.

  • Evin bereketi için ufak bez torbalara üzerlik ve çörek otu konulup saklanılır. Bu uygulama şimdilerde bez torba yerine ufak cam şişeler kullanılarak yapılmaktadır.

  • Depo, ambar ve ahırın bereketi için kapıya at nalı çakılır.

  • Evin içerisi temiz olmazsa oraya melekler değil şeytanlar gelir. Böylece o evde mutluluk değil, geçimsizlik olur.

  • Evden bir kişi gurbete gittiği zaman o gün ev süpürülmez, dışarıdan konuk alınmaz. Aksi durum uğursuzluk kabul edilir.

  • Eşya taşımak için kullanılan ala iple komşunun evine girilmez. Komşunun başına bir uğursuzluk geleceğine inanılır.

  • Kapı eşiğinde oturulmaz, insan yoksul olur.

  • Kapı eşiğinde oturulmaz, insan bekar kalır.

  • Urganla komşunun evine girilmez. Aksi durumda o evde kıtlık olur.

  • Kapı eşiğinde oturulmaz, çünkü orada şeytan bulunduğuna inanılır.

  • Yağmur yağarken kapı eşiğinde oturmak günahtır.

      6. BEREKETLE İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Değirmenden ilk gelen unla yapılan ilk ekmeği yiyen kişinin karısı ölür.

  • Ekmek kırıntılarını yere atmak, ayakla çiğnemek evin bereketini götürür.

  • Bereketi artsın diye gurbete giden kişinin azığından bir parça ekmek çalınır.

  • Bir kişinin üzerinde dikiş dikilirse o kişinin kısmeti bağlanır.

      7. OCAK VE ATEŞLE İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Ateşe tükürmek, ateşe sövmek, ateşe tırnak atmak, su dökmek uğursuzluk getirir.

  • Sabah, evinden başkasına ateş verenin ocağı söner.

  • Ocağın üstünü boş bırakmak uğursuzluk getirir.

  • Sacayağının birdenbire devrilmesi evin başına bir yıkım geleceğini gösterir.

  • Tencerede su boşu boşuna kaynarsa düşmanlar çoğalır.

  • Lamba yakılmayan evin ocağı her vakit kararır.

  • Ateş çok önceden sönmüş olsa dahi külün yanında yatılmaz. Külde cin ve şeytanın oynak yaptığına inanılır.

  • Ateşin çıkardığı ses ateşi yakan kişi hakkında dedikodu yapıldığına işarettir.

      8. HAYVANLARLA İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Yılan öldürülüp suya atılır ve suda kaybolursa yağmur yağar ve durmaz, seller olur.

  • Kurt uluyunca ya ayaz olur ya kar yağar.

  • Bir evin başında baykuş öterse o evde biri ölür ya da bir yıkım olur.

  • İnek doğurunca eve ağır bir şey alınırsa ya da ağır bir şey kaldırılırsa ineğin sütü kesilir.

  • İneğin sütünü yere sağmak iyi değildir, hayvan hastalanır.

  • İlk yaylaya çıkışta sığırların ortasından bir yabancı geçerse sığırlar hamile kalmaz, doğum yapmazlar.

  • Bir kişinin önüne tavşan çıkması uğursuzluktur, mümkünse gidilen yoldan geri dönülür.

  • Çakal uluyunca yere tükürmek gerekir, yoksa insanın başına bir yıkım gelir.

  • Çakal ulumaya başlayınca hava açacak, günlük güneşlik olacak demektir.

      9. TARIM VE BİTKİLERLE İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Kara ağaçtan düşen yaşamaz.

  • İncir ağacının altında uyuyanları şeytan alır götürür.

  • Ceviz ağacının altında yaşayanları şeytan alır götürür.

  • Tarlada zina yapılırsa bereket olmaz.

  • Üzümün tanesini, karpuzun sap kısmındaki kabuğunun içini yiyenler yetim kalır.

  • Çocuğun bezleri yabani ağaca asılırsa çocuk yabani olur.

  • Nar tanelerini yere dökmek günahtır, nar cennet meyvesidir.

      10. KARANLIK VE IŞIKLA İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Akşam soğan yenen yere melekler gelmez.

  • Gece aynaya bakanın ömrü kısa olur.

  • Gece biber, soğan, sarımsak gibi acı şeyler dışarıya verilmez.

  • Yoğurt, süt, peynir gece dışarıya verilmez. Vermek gerektiğinde üzerine kömür, üzerlik ya da yeşil bir dal konulur.

  • Gece ıslık çalmak günahtır.

  • Gece evden eve tuz verilmez.

  • Akşam kapının önü süpürülmez.

  • Ekmek aktaracağı evden eve verilmez.

  • Çocuklar gece beş taş oynarsa düşman gelecek denir.

      11. SAĞLIKLA İLGİLİ İNANIŞLAR

      Aşağıdaki uygulamaların kişileri sağlığına kavuşturacağı inancı egemendir:

  • Baş ağrısında,alna ve başın ağrıyan kısmına patates dilimlenerek sarılır.

  • Karın ağrısında hastaya zeytinyağı ile pişirilen kömeç suyu içirilir.

  • Ağrıyan dişe tuz basılır.

  • Yanıklara süt yüzü ya da yoğurt sürülür.

  • Köpeğin ısırdığı bölgeye o köpeğin tüyü basılır.

  • Boğaz düşmesinde boğaza sobada haşlanan elma sarılır.

  • Olgunlaşıp patlaması için çıbanın üstüne ateşte haşlanan lahana ve kelle soğan sarılır.

  • Arının soktuğu bölge demirle ovulur ya da oraya yoğurt sürülür.

  • Kanamaları durdurmak için o bölgeye yakılan çaput ya da kağıt külü sürülür.

  • Ağrıyan kulağa anne sütü sağılır, sarımsak konur ya da kulak mercimeğin buharına tutulur.

  • Mayasır olan kişi kömeç buğusuna oturtulur.

  • Göbeği kesilen çocuğun yara yerine katran sürülür, nane basılır.

  • Zatürre olan kişinin ağzına kaynamış suyun buharı verilir.

  • İncinen ya da burkulan bölge jiletlenerek pis kan dışarı çıkarılır. Daha sonra o bölgeye zeytin, et, yumurta sarısı, kara üzüm sarılır. Aynı bölgeye fiğ unu ile tuz karılarak da sürülebilir.

  • Diz ağrısında ya da romatizmal ağrılarda ağrıyan bölgeye papatya ezilerek sarılır, ısırgan otu kaynatılarak suyu içirilir.

  • Böbrek taşının düşürülmesi için maydanoz yenir. At arabasına ya da traktöre binerek gezilir.

  • Nazardan korunmak için üzerlik tütsülenir, köz söndürülerek suyu kişiye içirilir. Çocukların yüzüne soba isi sürülür. Nazarlık kullanılır.

  • Öksürük için kurutulan ayva yaprağı kaynatılarak içilir.

      Kaynakça

      1. http://www.cigdemliyiz.com/?pnum=83&pt=BATIL%20%C4%B0NAN%C3%87LAR

      2. http://www.derbent66.com/v1/default.asp?derbent=halkhekimligi

      3. http://www.yasarkalafat.info/index.php?ll=newsdetails&w=1&yid=77

      4. http://www.yozgat.org.tr/sayfa.php?no=84

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir