Fıkralar 4

36. Popono Bir İğne Batırıyom

37. Sana Ustanın Karısı Derler

38. Su İsteyen, Parmağını Kaldırsın

39. Şu Giden Misafir Senden İyi

40. Tummadan Tummaya Fark Var

41. Var Yurdunun Kıymetini Bil

42. Vay Sana Çaldığım Havalar

43. Yalan da Senin, Köşe de Senin

44. Zift Oldun Bre

45. Zorlu Gidersin Cennete

 

YOZGAT’TAN İNSAN MANZARALARI

Mutafoğu mahallesinde ki öz’ün (şimdi üzeri kapatılmış) üzerindeki köprüden Şeker Pınara doğru çıkarken eski Belediye Reislerinden Fevzi Ayanın evinin karşısında yani yolun sağ tarafında şimdi sadece arsası kalan yerde emekli öğretmen Hacı Adil Olgun otururdu. Kimseye zararı olmayan eline geçen üç kuruşluk emekli maaşını da hayır ve hasenata harcayan sevimli bir ihtiyarcıktı. Onunla ilgi pek çok hikâye anlatılırsa da ben ayniyle vaki üç olayını sizlerle paylaşmak istedim. Emekli maaşını aldığı bir gün önce Çapanoğlu Büyük camiinde namazını kılar, camiye bağışını da yaptıktan sonra günlük alışverişini de tamamlayıp sonra elinde kalan parayı sayınca on lira eksik olduğunu fark eder. Çok üzülür, bütün vücudunu ter basar. O üzüntü ile o sırada karşısına çıkan tellal Yusuf’a durumu anlatır ve duyuru yapmasını ister. Eskiler bilirler tellal Yusuf hemen, on lira bulaaaan diye çığırmaya başlar. Adil hoca müteessir bir şekilde evine gelir ve kimseye bir şey söylemez. Biraz sonra yeğeni Celal Erikel oturmaya gelir. Hoşbeşten sonra Adil hoca merakla sorar “Çarşıda ne var yok”.Yeğeni cevap verir.” Ne olsun dayı, dürzünün biri on lira kaybetmiş onu da tellal’a vermiş”.

Adil Hoca bir yaz günü çarşı hamamına gider. Yıkanıp paklandıktan, bahşişlerini de verdikten sonra giyinip Çapanoğlu Büyük Camiinde de Cuma namazını eda edip evin yolunu tutar. Eskiler bilirler o yıllarda köprüden sonra düzgün bir yol yoktu. Eve çıkan yokuş kayalıktı. Kayalar düzletilerek yol yapılmıştı. Bir taraftan sıcak hava bir taraftan yaşlılık, Adil Hoca kan ter içinde ve soluk soluğa kendini evdeki sedire zor atar. Islak bir havlu ile yüzünü silip ferahlatmaya çalışan eşine de “Yaşlılık ne zormuş Cuma’yı zor kıldım, adım atacak halim kalmadı, eve de çok zor geldim hele bu yokuşu çok zor çıktım. Bu gidişle çarşıya bile ancak Cumayı kılmak için inebileceğim galiba” der. Eşi, Adil Hocayı yeteri kadar ferahlatıp tam yanından kalkacaktır ki gözü paçasından çıkan bir bez parçasına takılır. Hacı, bu ne diye sorup eğilip bakar ki Adil Hocanın paçasından ucu görünen şey hamamın peştamalı. “Hacı gördün mü peştamalın üzerine pantolonu giymişsin nasıl becerdin bu işi. Yıkayım da götür ver” der. Adil Hoca “Ben götüremem, adamlar peştamalı çaldın derlerse ben ne derim” der. Eşi “Herkes seni tanıyor üstelik hacı olduğunu herkes biliyor neden öyle söylesinler, erkek hamamına ben mi götürüp vereyim” der. Adil Hoca ertesi günü eşinin güzelce sarıp paket ettiği peştamalı “Bu sizinmiş” diyerek hamamın kapı aralığından içeri atıp acele ile oradan savuşur.

Bir sonbahar günü, sabahın erken bir saatinde Kırımlı köyünden iki kişi, kışın yakmak için ısmarladığı kütükleri getirirler. Üç eşek yükü kütükleri, omuzlarına aldıkları kantar ile tartmaya başlarlar. Eşi, büyük kızına “kızım git sende bak, bu adamlar şimdi babanı kandırırlar, kantara dikkat et,tartılanları iyi hesap et” der. Kızının yanlarına gelip de tartı sırasında kantara baktığını fark eden Adil Hoca hem kendisine güvenilmediği hem de aileden bir hanımın yabancı erkekler arasında olmasından hoşlanmadığı için kızarak kızını yanlarından uzaklaştırır. Adamlar tartı işini bitirip kütükleri de evin altındaki boş yere istifleyip paralarını da aldıktan sonra giderler. Eşi kontrol için aşağı inip de kütüklerin söylenenden daha az bir kilo da olduğunu görünce “ Hacı bu kütükler o kadar çekmez seni yine aldatmışlar” diye söylenir. Kütükleri satan köylüler çarşıda oturdukları bir kahvede “Hacı’yı iyi aldattık kantara bastığımızı fark etmedi diye gülüşerek anlatırlarken tesadüfen yan masada oturan bir komşu kulak misafiri olup olanı biteni öğrenir. Sonra da gelip Adil Hoca’ya anlatır. Hoca kızıp, üzülürse de elden ne gelir, “kefen paraları olur inşallah” der. Hakikaten birkaç gün sonra yine Yozgat’a kütük getiren bu iki kişi köye dönüşlerinde bir kamyon çarpması neticesi ölürler.

Değerli eğitimci ağabeyim Yılmaz Göksoy Hocam da Adil Hoca ile ilgili bir anısını benimle paylaşmıştı.Ben de sizlerle paylaşayım.

Adil Hoca ile bir bayram arifesi Cumhuriyet Mektebinde oturuyorduk. Eşi Nigar Hanım bayram hazırlığı için çarşıdan alınacakların bir listesini vermiş. Söylenerek onu tetkik ediyordu. Ver bakayım liste de neler varmış diyerek kâğıdı elinden aldım. Sonra da bu soğukta kim uğraşacak, boş ver diyerek sanki onun kâğıdını atıyormuşum gibi elimdeki kâğıdı yanan sobaya attım. “Sen delirdin mi, ne yaptın, o listede bir sürü alacak vardı. Şimdi ben nereden bileyim neler alınacağını diye bana kızdı”. Ben de merak etme bayram arifesi her evin alacağı şeyler aşağı yukarı aynıdır, bak benim listeyi okuyum dedim ve Adil Hocanın listesini okumaya başladım. Okuduğum her kalemde “babana rahmet benim listede buda vardı” diyordu. Sonra çaresiz bir ses tonu ile “ bunları bir kâğıda yazda bende alayım bari” deyince. Hocam okuduğum liste senin listen idi,ben sana şaka yaptım dedim.

Eski Yozgat’ın bu temiz ve yüce ruhlu insanları, Allah!ın rahmeti üzerinize olsun.

ABDULKADİR ÇAPANOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir