Deyimler

        Deyimler  iki ya da daha çok sözcüğün kalıplaşmasıyla oluşan ve genelde mecaz anlam taşıyan sözcük öbekleridir. Bu sözcük öbekleri düşünce ve duyguların daha etkili anlatımına aracılık eder. Onlar sayesinde sevincimizi, üzüntümüzü, nefretimizi çarpıcı biçimde dışa vururuz.

        Yozgat, yöresel deyimler açısından oldukça zengindir.  Bilindiği gibi bir genel dilde kullanılan bir de yerel dilde kullanılan deyimler vardır.  Yerel dilde kullanılan deyimlerden bir bölümü zamanla genel dile geçmiştir. Biz burada elden geldiğince yerelliği süren deyimlere yer vereceğiz. İşte size ilginç örnekler:

-A-

açma kutuyu, söyletme kötüyü: Üzerime fazla gelme, gururumla oynama, kalbini kırabilirim.

ad Ayşe’nin, gözler Menevşe’nin: İşi yapan başka, sahiplenen başka.

ağzı birlemek: Bir konuda aynı biçimde konuşmak, ağız birliği etmek.

ağzı kızıl: Toy, olgunlaşmamış, ham, yumurtadan yeni çıkmış kuş yavrusu.

aklı çavdarlı: Deli, kaçık.

aklında baba çıkmak: Aklın batsın, kötü olsun, beter olsun, anlamlarında bir beddua.

alan razı, veren razı; arada gezer cıngıllı tazı: İş bozucu, ara bozucu  olmak.

Ali kıran baş kesen: Herkesi korkutan, sildiren, kabadayı.

almayacaktın da pekmezime niçin su kattın?: Kusur bulmak için bahane üretmek.

altından Çapanoğlu çıkmak: Bir iş fazla kurcalanınca kişinin karşısına başka güçler çıkmak.

ardıç kadı, çam müftü: Yargıda ve fetvada işi olmayana görev verilmesi, ehil olmayan kişilerin üst makamları işgal etmesi.

arının kovanına çöp sokmak: Tehlikeli bir işe kalkışmak, tehlikeli birine sataşmak, birini kışkırtmak.

ata atsan at, ite atsan it yemez: Değersiz, geçersiz, hiçbir işe yaramaz.

at da soydan, it de soydan: Kişilik doğuştan olması.

attan inip eşeğe binmek: Bulunduğu düzeyden daha  aşağı düşmek.

-B-

babanın bekini yemek: Zıkkım ye, zıkkımın kökünü ye, anlamında bir azar.       

başı kurtulmak: Sağlıklı doğum yapmak.

başına çökmek: Tecavüz etmek.

başını bağlamak: Söz kesmek, nişanlamak.

baykuşun hakkı üç serçe, o da ayağına gelir: Kısmeti olanın kısmeti ayağına gelmek.

bel bel bakmak: Aptalca bakmak.

        beni diyenin bendesiyim, beni demeyenin ben nesiyim: Beni sayanı sayarım, beni saymayanı ben de hiç saymam.

benim derdim inekle dana, senin derdin Döndü’yle Döne: Herkesin kendi derdinde olmak.

besmele değmiş şeytan gibi kaçmak: korkup oradan hemen uzaklaşmak, çok korkmak.

bile bile lades: Kötü bir durumu bilerek kabullenmek.

bir avuç biberi var, her şeyden haberi var: Çok uyanık her şeyden bilgisi var.

bir köyü eşeğe bindirir, üstüne de kendisi biner: Kurnaz.

bir sofra ekmekle bir iti ayartamaz: İş yapmayı bilmeyen, beceriksiz.

biti kanlanmak: Yoksulluktan kurtulup zenginliğine geçmek.

borç gırtlağa çıkmak: Kişinin ödeme gücünü aşması, fazla borçlanması.

boz söktürmek: Zora koşmak.

bulguru diri: İşleri yolunda, tuzu kuru.

buluta ürümek: Kibirli, havalı olmak.

büyümüşte küçülmüş: Seviyesinin üstünde davranışta bulunmak.

büyümüş de küçülmüş: Düzeyinin üstünde davranışta bulunmak.

-C-

canlı cenaze: Ölüden farkı olmayan, bitkin, güçsüz.

cebi delik: Parasız pulsuz, züğürt.

culuzu düşük: Morali bozuk, güçsüz.

-Ç-

çalım satmak: Gösteriş yapmak, büyüklük taslamak.

Çapanoğlu’nun abdest suyu gibi: İçilecek şeylerin kıvamında olmaması, renginin açık, kirli olması.

çayda kum bende para, işin yoksa metelik ara: Palavra attığıma bakma, hiç param yok.

çul çürüten: Bir yerde uzun süre misafir kalan.

-D-

dağ dayısı, tavşan gibisi: Dışarıda yiğit, evde korkak.

dalı düşük: Biçimsiz.

damdan düşer gibi: Beklenmedik ve uygunsuz biçimde.

dana pabuç yemez, bunda bir iş var: Olağan dışı bir durum söz konusu olduğunda kuşkulanmak.

dediği dedik, çaldığı düdük: İnadından vazgeçmeyen, çok inatçı.

değirmenin suyu nereden geliyor: Harcanan para ya da  malın kaynağının belli olmaması.

dek durmak: Uslu, terbiyeli, rahat durmak.

deliye yel veriyor eline bel veriyor: Aklında olmayan kötü işleri aklına getiriyor.

desinler ki Şiho’nun hançeri var: İşine yaramasa da gösteriş için bir işi yapmak.

dışı koyun derisi, içi canavar: Göründüğü gibi olmayan; içi başka, dışı başka.

dil kırmak: Kibar konuşmaya çalışmak.

dipsiz kile, boş ambar: Boşa çalışıp çabalama, hayali işlerle bir şey elde edemezsin.

diremini yiyen it kudurur: Olumsuz bir durumun en azı bile insanı çileden çıkarır.

Divanlı’da durur, Topçu’da ürür: Görevi olmayan işlerde görüş ileri sürmek.

domuzdan kıl çekmek: Cimriden bir şeyler koparmak almak.

don kesmiş ekin gibi ortada kalmak: Elde avuçta ne varsa uçup gitmesi.

-E-

ebem sıçtı, tavuk deşti: Konuştuğun sözün hiç değeri yok, boş konuşmak, boşboğazlık etmek.

ekmediği yerden biçmek: Bedavacı olmak, başkasının sırtından geçinmek.

ekmek hamur, yol çamur:  Her işi aksi gitmek, sorunlarla karşı karşıya kalmak.

el elde, baş başta: Bir işten kâr da zarar da etmemek.

el eliyle yılan tutmak: Zararlı ve tehlikeli işleri başkasına yaptırmak.

eli hamur, karnı aç: Uğraşmasına, çalışıp çabalamasına karşın yeterince kazanamayan, kendini geçindiremeyen.

eli batman, gözü terazi: İyi hesaplayan, doğru ölçen.

el kadar: Küçücük.

etliye sütlüye karışmamak: Hiçbir işe karışmamak, çevresinde olup bitenle ilgilenmemek.

eşeğine gücü yetmez, kürtününü döver: Öfkesini başkasından çıkarmak.

        evinde yok ufralık, gönül ister kâhyalık: Gücü kudreti yetmemesine karşın yüksek mevki ve makam            isteme arzusu.

 

F-

fasulye gibi kendini nimetten saymak: Kendini değerli göstermek.

fol yok, yumurta yok: Ortada hiçbir neden olmaması.

-G-

gadasını almak: Birinin derdini, belasını üstüne almak.

gamgayla kaşınmak: Yokluk çekmek, ekonomik sıkıntı içinde olmak.

gani gönüllü: Gönlü zengin.

gayret dayıya düşmek: Bir işi başarmanın ona yakın kişinin çabasına kalması.

gelene hoş geldin, gidene uğurlar olsun: Kimsenin işine karışmayıp kendi işine bakmak.

gelengi gelin olmuş, elini beline koymuş: İnsanlar mevki ve makam değiştirse de huyları değişmez, yine bildiklerini yapar.

gelin ata binmiş de gör ki kimin kısmetine: Kısmet neyse o olmak.

gelin ata binmiş de, “Ya kısmet!” demiş: Kaderinde, kısmetinde ne varsa o olmak.

gelin atta, kısmet kimin kapısında: Başlanılan işin sonunun nasıl biteceğinin belli olmaması.

gelenin sağdıcı, gidenin güveysi: Gelene gidene hizmet eden, ikramda bulunan, onları ağırlayan.

gönül bu; balada konar, boka da. Kişinin gönül iradesinin kendi elinde olmaması.

görmemişin bir oğlu olmuş, çekmiş de çükünü koparmış: Görgüsüz kişi, eline bir mal geçince sırf gösteriş olsun diye gereksizce heba eder.

göz var, nizam var: Göz kararı ile  ölçüyü tutturmak.

gönül düştü kediye, kedi benzer duduya: Gönül kimi severse ona o güzel görünür.

gulun atmak: Ölü doğum yapmak (at, eşek gibi hayvanlar için).

günün kulağı: Sabahın çok erken zamanı.

günücü gurk tavuk: Başkalarını kıskanan anaç kişi.

güzelin aşı tez pişer; iki kaynar, bir coşar: Güzel ahlaklı olan kişilerin işleri yolunda gider.

-H-

ha deyince: Hemencecik, derhal.

hazıra banak, şimşir tarak: Gönül hazır yeyip içip süslenip gezmek ister.

hazıra hanık, pişmişe konuk: Çalışıp çabalamadan yaşamak isteme, tembel, hazırcılığa alışmış.

hengilim atmak: Oynaşmak.

her tarladan bir kesek: Karmakarışık, birbiriyle ilgisiz.

hoca sarığın ne kaba demişler, evdeki bulgura tuzak, demiş: Kendisini işe yarar göstererek karşısındakinden çıkar sağlamak.

hoş beş, altı boş: Gereksiz, boş konuşmak.

-İ-

iç güveysinden hâllice: Eski durumundan biraz daha iyice.

içi çıfıt çarşısı: İçi kötülük dolu.

iki halı bir yastık, eşeğin duluğuna astık: Kişinin kullanacak başka bir şeyi olmaması, neyi varsa hepsi ortada olması.

ikram var, kötekten beter: İstemeyerek birini ağırlamak.

-K-

kafa kekmek: Evet, anlamında başını sallamak.

kakıç kakmak: Kusurunu, ayıbını yüzüne vurmak.

kalbur suya gitti, gör ki neler getire: Hayale kapılıp hiç olmayacak işlere kalkışarak sonucu merak etmek.

kemçik ağızlı: Yamuk,.eğri ağızlı, ne konuştuğunu bilmeyen kimse.

kendini fasulye gibi  nimetten saymak: Kendini değerli göstermek.

kesim almak: Tarlada işaretle evlek almak.

kesim kesmek: Kız eviyle başlık konusunu konuşmak.

kerçine gitmek: İnatlaşmak.

kıldır gücük: Ufak tefek, çelimsiz, önemsiz, eh işte idare ediyoruz, anlamında.

komşudan bulgur devşirir, kırığına pilav pişirir: Olduğundan farklı görünmeye çalışmak.

kursağında kavurga ıslanmaz: Duyduğu her şeyi başkalarına anlatan, sır saklamayan.

kuruşu bozar, tırısı bozmaz: Hava atmayı sürdürmek.

-L-

lafına beş, beş de fazlası: Bir sözün altında kalmamak, bir söze fazlasıyla karşılığını vermek.

lafın yuları yok: Ağızdan çıkan sözün geri alınamaması, boşboğazlık, patavatsızlık.

leblebiden nem kapmak: En küçük bir olay ya da davranıştan olumsuz etkilenmek.

-M-

mahkemede dayısı olmak: Devlet kapısında arka çıkanı bulunmak, torpilli olmak.

-N-

nalıncı keseri gibi kendine yontmak: Her işte kendi çıkarını gözetmek.nalını, mıhını sökmek için ölmüş eşek aramak: Çıkarı uğruna en ufak şeylerden yararlanmak.

ne iti ürür ne kervanı yürür: İşi rast gitmeyen, şanssız, talihsiz.

-O-

o kadar kusur kadı kızında da bulunur: Sıradan, basit, önemsiz kusur, hata.

osuruğu cinli: Hemen işkillenen, kötü öğüde çabuk kanan.

osuruğu düğümlenmek: Çok korkmak.

otlu, sulu bir dere, ye Mehmet ye: Varlıklı birinin sırtından geçinmek, hazıra konmak.

-Ö-

öküz öldü, ortaklık bozuldu: Birlikte çalışmaya gerek kalmamak.

önü kavurga kavuruyor, ardı harman savuruyor: Aynı anda iki farklı işle uğraşmak.

-S-

saati saatine uymamak: Davranışları her zaman aynı düzeyde olmamak, sık davranış değişmek.

sayılı sarımsak, dikili soğan: Az, yetersiz, sınırlı.

sıcak vermek: Tandırdan yeni çıkan ekmekten ikram etmek.

sinini sulamak: Ölmüşlerine sövüp saymak.

size varak, konak göçek; bize gelek, yiyek içek: Gününü gün etmek, zamanını eğlenerek geçirmek.

suçu gelin etmişler de kimse gerdeği girmemiş: Kimsenin suçu, yanlışı kabullenmemesi.

suyu döv döv, yine su: Boş yere çaba harcamak, boşuna çalışmak, akıntıya kürek çekmek.

-T-

taşı atar, başını altına tutar: Beceriksiz.

-V-

vurduğu çok, öldürdüğü yok: Atıp tutmak, palavra atmak.

-Y-

Yine dört diyon, dokuz diyon: İnat etmek, diretmek, bildiğinden şaşmamak.

-Z-

zılgıt yemek: Terslenmek, azarlanmak.

       

        Kaynakça

        1. İlkokul öğretmeni olan babam rahmetli Ali Rıza Köktürk’ün notları.

        2. Bahri Koçoğlu-Mehmet Karaaslan, Yozgatça.

        3. Ertuğrul Kapusuzoğlu, 1994,1995, 1996 Yozgat Kültür Takvimi.

        4. Muhsin Köktürkçe Lök ve Azizli Bağları köylerinden derlemeler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir